11 Ağustos 2017 Cuma

Yüz elli iki

 Ruhumu oymuşlar da içinde küçücük minicik bi boşluk oluşturmuşlar sanki. Çıplak gözle baksan göremezsin. Ama içten içe soğuk vurduğunda titrersin. Ufacık rüzgarda diş çürüğü gibi sızlar sanki. Hani ağrımaz da minicik bi üfürükte yakar soğukluğuyla gibi. 
Velhasıl. Kalbim kırık yine. Elle tutsam tutamam sebebini. Ama baksam avuçlarıma bir sürü cam kırığı. Anlat desen anlatamam. Ama acıtıyor işte. 
Hayat garip derim sürekli. Yine tekrarlıyorum. Hayat garip.  kimse senin olmadığı gibi sen de anne baban dışında kimsenin değilsin. Kimseden bi parça değilsin. Umarım oğlum benim gibi; insanların gülüşündeki belkilere umut bağlamak yerine, kimseden olmadığı bilinciyle, beklentisiz, mutlu ve huzurlu büyür. 
İçimden gelmeyenleri bir kenara bırakarak yaşamaya çalışalı çok oldu. Ama bazen küçük anlar bile olsa sözlerin içtenliğine inanmak istiyorum. Sonrasında üzülen yine ben oluyorum. 
Dediğim gibi. Ben yaşadım ben yaşarım, oğlum yaşamasın oğlum bilmesin oğlum üzülmesin. Tek dileğim. Her anne gibi. Güzel gözlerine hüzün kalbine boşluk değmesin.
Aslına bakarsan ben böyle böyle güçlendim. Bebek arabamı yerden kaldırması için taksiciden yardım beklememeyi bile eşim çok uzaklara gittiğinde yalnız kalışımla öğrendim. Oysa ne basit mevzu. Yine de aslında tüm özeti hislerimin. 
22.10- 10 Ağustos 2017- bahçeşehirdeki küçük evim

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Yüz elli bir

En son ocakta mı not düşmüşüm buraya   (Şaşkın surat)

Resmen yazı dilini kullandığım her yerde whatsappin sarı kafalı smileylerini arar oldum duygularımı net belirtebilmek için.

Eski ben olsam muhtemelen "new york günlükleri"mi buraya sakız gibi uzatarak yazardım. Ama ben eski ben değilim, çok değiştim :))

Gelirken geri geri giden ayaklarıma çok kızıyorum mesela.

Benim en çok ihtiyacım olam şeymiş aslında bu değişiklik.

Düşünsene yanıbaşımda dikilen kafının dedikodusunu yapıyorum rahat rahat. Türkçe konuştuğum için anlamıyor. E arkasından da konuşmuş olmuyorum :)) şaka şaka. En güzel yanı bu değil burda olmanın.

Kimse kimseyi sallamıyor. Öyle bi saygı var ki bi diğerine karşı. Bazen "e yeter ama bu kadarı da fazla" dedirtiyor bazen bana. Metroda bağıra bağıra şarkı söyleyenlere kimse dönüp "arkadaşım napıyorsun sen, bizdeki de kafa sonuçta" demiyor. Ben de diyemiyorum. Çünkü bunu desem bile arkasından devam edecek polemiği sürdürebilecek kadar ingilizceme güvenemiyorum.

İngilizce de ayrı konu. Bi kırılma noktası var bence bu konuşamama çekingenliğinin. Ben henüz o kırılma noktasını henüz gerçekleştiremedim. Hala zorunda kaldıkça az ve öz şeklinde ilerliyorum. Hayatımı devam ettirebilecek kadar.

Ama "sorry" ve "thanks" ya da "thank you" dememi iateseniz, bir amerikalıya şapka çıkarttıracak kadar aksanlı söylerim yakında. Zira burada en çok kullanılan 3 kelime bunlar. Adamlar teşekkür etmek ve sorry'lemek için resmen aorada bekliyorlar.

Burada uzun uzun bana yufka hediye eden ve bir marketin ortasında neredeyse "vatanım da vatanım" çığlıkları atarak ağlamama sebep olacak Müzeyyen ablayı anlatmak isterdim ama o kadar çok anlattım ki herkese "yeter tamam anladık" tepkisi almak iatemiyorum.

Burdaki evimi çok sevmiş olsam da İstanbuldaki evimi çok özledim. Biliyorum ki oraya gidince de bu evimi özleyeceğim.

Yazacak çok şeyim varken sabahın 5inde anca bu kadarını not edebildim.

18 Ocak 2017 Çarşamba

yüz elli

Bir çocuk sahibi olmak, onu hep olduğu anda tutmak arzusuyla yanıp tutuşmakmış meğer. Artık oğlunun lekeli badisini bile 10 yıl saklayan anneleri daha iyi anlıyorum. Sakladığın her bir parça eşyası yıllar sonra seni o ana geri getirecekmiş gibi sanki.

Hiç büyümese ama öte yandan da "2 yaşında nasıl görünecek acaba" merakı. Hrp küçücük kalıp göğsümde uyusa ama diğer yandan "okula başladığı günler gelecek mi" düşüncesi.

Anne olmak, baba olmak, olduğun zamanla yetinememek, zamanı yettirememek, günler geçir giderken hızına yetişememek ama aynı zamanda zaman hiç geçmesin istemekmiş.

Nasıl da hızla büyüyor güzel boncuğum. Bebeklik dönemi neden bu kadar kısa? Özleyelim ve daha çok çocuk yapalım diye mi :)

16 Aralık 2016 Cuma

Yüz kırk dokuz

27 yıllık hayatımda kendime öğretemediğim ama Çınara muhakkak öğreteceğim bir şey var; kırıldıysan söyle. Rahatsız oluyorsan söyle. Sevmiyorsan söyle. İstemiyorsan söyle. Cevabın hayır ise söyle.

Çoğu insan ne kadar alıngan olduğumu bilmez. Çünkü alındıysam da kırıldıysam da önemsemiyormuşum gibi yapar güler geçerim. Oysa ufacık bir bakış yüzünden tek bir kelime yüzünden sahibinden habersiz uzun süre kendi içimde küs kaldığım olmuştur.

Aslına bakarsanız, ne zamanki susmuşsam muhtemelen bir şeye kırılmış ve mıhtemelen hala kendi içimde çözümlememişim demektir.

İnsanların sen sustukça arsızca devam etmeleri ise çok başka bir konu. Bazen içimdeki fırtınalara yenik düşüp bir yanım "sor hesabını" dese de o yanımı her daim susturan bir yanım daha var.

İnsanları anlamıyorum. Bazen gerçekten anlamıyorum. Samet okursa kızacak. "Neden bu kadar önemsiyorsun" diye.


6 Aralık 2016 Salı

Yüz kırk sekiz

Hamileliğimden beri ayak ağrısız uyuduğum ya da ayak ağrısız uyandığım tek bir gün bile yok. Çünki artık şüşkoyum.

Hala artı 10 kilodayım. Çakılı kaldım. Onca yorgunluğa rağmen hem de. Sadece anne olsam bu kadar yorulmazdım muhtemelen. Ama hem anne hem temizlik mühendisi hem aşçı ve hem de öğrenci olunca inanılmaz yoruluyorum. Özellikle son zamanlarda Çınar'ın  artık hiç yerinde durmayan bir bebe'ye dönüşmesi tüm işlerimi Zorlaştırdı. Tüm gün kah yuvarlanarak kah boğuşarak kah gülerek yorulduktan sonra, onu uyutunca yatıp ayaklarımı uzatmak istesem de, gündüz uykularında ev işi ve yemek, akşam uykularında okul ödevleri notları tez makaleleri derken bir bakıyorum dinlenmeye yine vaktim olmamış. Yine de ne serden vazgeçebiliyorum ne yardan.

Doğum yaptığım günden beri tek başıma yetişmeye çalışıyorum tüm bunlara. Çünkü yardım istemekle ilgili problemlerim var. Çünkü malesef yardım istediğime pişman olduğum vakalar var. İstemeseydim daha iyiydi dediğim durumlar da var.  En iyisi kendi yağımda kavrulmak. 

Bazen Çınar'ı babasına bırakıp diğer odaya geçtiğimde bile vicdan azabı çekiyorum. Onsuz geçirdiğim her dakika ona haksızlıkmış gibi sapkın düşüncelerim var. Zaten anne sütünü de memeyi de reddeden bir çocuk, bari aramızda bağ oluşsun diye onsuz dakika geçiremeyecek hale geldim. 

Yazasım yok. 

30 Kasım 2016 Çarşamba

yüz kırk yedi

Altıncı ayında bebeğinin odasını ayırabilen annelere hem hayranlık hem şaşkınlık duyuyorum. Nasıl başarabiliyorlar? Ben daha yatağımı bile ayıramadım nerede kalmış odasını ayırmak. Hoş odasını ayırmaya kalkışsam gönderecek bir odam da yok ama konumuz bu değil :)

Hamile olduğumu öğrendikten sonra hiç "nasıl bir beşik almalıyım" diye düşünmedim. Sadece "next to me nin hangi rengini almalıyım diye düşündüm o kadar. O zaman bile benden uzakta uyuması fikrini düşünmemişim bile. Hatta bir çok insan "o beşik çok küçük anca bi kaç ay kullanabilirsiniz kullanışlı olmaz" dediğinde "odamız küçük" dedim geçtim. Oysa arka planda sametle birbirimize "ya zaten bizimle uyuyacak bu beşik bile fazla" dedik.

Doğrudur yanlıştır tartışılır ama ben sanırım evlendirene kadar oğlumla uyuyacağım :)

Çınar Kaan beşinci ayını doldurdu ve hala çoğu zaman ortamızda uyuyor. Çoğu zaman uykusunda beşiğinden yatağımıza alıyorum. Çünkü anne yanı olan beşiğimiz benim solumda kalıyor. Fakat çoğunlukla sağıma dönme ihtiyacı duyuyorum ve ona arkamı döndüğümde onu kenara atmışım gibi hissediyorum. Böyle sapkın hisler içindeyim. Velhasıl bazen sarılarak bazen itişerek üç kişi beraber uyuyoruz.

Konuşmaya başlayıp "eee yeter be bıktım sizden. Oda istiyorum yatak istiyorum ayrı uyumak istiyorum" diyene kadar da böyle devam edicez sanırım.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Yü kırk altı

Ölüm. Dile ne kolay. 4 harf iki hece.
Ya annesine? Abisine ablasına halasına dayısına ömründe sayılı kez görüştüğü dıdısının dıdısına?
Ölenlerin arkasından hep onunla anılarımı düşünür ve bu anılarımda yüz ifadesi nasıldı tekrar tekrar zihnimde canlandırırım. Mutlu muydu? Gülüyor muydu? Öyle kalsın.
Ölümlerden çokça etkilenen bir insanım. Hep derim; ölülere sadakatim yaşayanlara olandan fazla. Neden bilmem ama sağken arayıp sormadığım insanları bile öldükten sonra her duamda anarım. Böyle de tuhafım.
Tek anımın bir yılbaşı gecesi eğlencesi olması manidar olsa da, gülen yüzü yine zihnimde olan güzel bi insan için dün gece çok insan göz yaşı döktü.
Allah mekanını cennet etsin. Çektikleri günahlarına kefaret sayılaın inş.