18 Ocak 2017 Çarşamba

yüz elli

Bir çocuk sahibi olmak, onu hep olduğu anda tutmak arzusuyla yanıp tutuşmakmış meğer. Artık oğlunun lekeli badisini bile 10 yıl saklayan anneleri daha iyi anlıyorum. Sakladığın her bir parça eşyası yıllar sonra seni o ana geri getirecekmiş gibi sanki.

Hiç büyümese ama öte yandan da "2 yaşında nasıl görünecek acaba" merakı. Hrp küçücük kalıp göğsümde uyusa ama diğer yandan "okula başladığı günler gelecek mi" düşüncesi.

Anne olmak, baba olmak, olduğun zamanla yetinememek, zamanı yettirememek, günler geçir giderken hızına yetişememek ama aynı zamanda zaman hiç geçmesin istemekmiş.

Nasıl da hızla büyüyor güzel boncuğum. Bebeklik dönemi neden bu kadar kısa? Özleyelim ve daha çok çocuk yapalım diye mi :)

16 Aralık 2016 Cuma

Yüz kırk dokuz

27 yıllık hayatımda kendime öğretemediğim ama Çınara muhakkak öğreteceğim bir şey var; kırıldıysan söyle. Rahatsız oluyorsan söyle. Sevmiyorsan söyle. İstemiyorsan söyle. Cevabın hayır ise söyle.

Çoğu insan ne kadar alıngan olduğumu bilmez. Çünkü alındıysam da kırıldıysam da önemsemiyormuşum gibi yapar güler geçerim. Oysa ufacık bir bakış yüzünden tek bir kelime yüzünden sahibinden habersiz uzun süre kendi içimde küs kaldığım olmuştur.

Aslına bakarsanız, ne zamanki susmuşsam muhtemelen bir şeye kırılmış ve mıhtemelen hala kendi içimde çözümlememişim demektir.

İnsanların sen sustukça arsızca devam etmeleri ise çok başka bir konu. Bazen içimdeki fırtınalara yenik düşüp bir yanım "sor hesabını" dese de o yanımı her daim susturan bir yanım daha var.

İnsanları anlamıyorum. Bazen gerçekten anlamıyorum. Samet okursa kızacak. "Neden bu kadar önemsiyorsun" diye.


6 Aralık 2016 Salı

Yüz kırk sekiz

Hamileliğimden beri ayak ağrısız uyuduğum ya da ayak ağrısız uyandığım tek bir gün bile yok. Çünki artık şüşkoyum. Hala artı 10 kilodayım. Çakılı kaldım. Onca yorgunluğa rağmen hem de. Sadece anne olsam bu kadar yorulmazdım muhtemelen. Ama hem anne hem temizlik mühendisi hem aşçı ve hem de öğrenci olunca inanılmaz yoruluyorum. Özellikle son zamanlarda çınarın artık hiç yerinde durmayan bir çocuğa dönüşmesi tüm işlerimi Zorlaştırdı. Tüm gün kah yuvarlanarak kah boğuşarak kah gülerek yorulduktan sonra, onu uyutup yatıp ayaklarımı uzatmak istesem de, gündüz uykularında ev işi ve yemek akşam uykularında okuş ödevleri notları tez makaleleri derken bir bakıyorum dinlenmeye yine vaktim olmamış. Yine de ne serden vazgeçebiliyorum ne yardan.

Doğum yaptığım günden beri tek başıma yetişmeye çalışıyorum tüm bunlara. Çünkü yardım istemekle ilgili ğroblwmlerim var. Çünkü malesef yardım istediğime pişman olduğum vakalar var. İstemeseydim daha iyiydi dediğim durumlar da var.  En iyisi kendi yağımda kavrulmak. 

Bazen öınarı babasına bırakıp diğer odaya geçtiğimde bile vicdan azabı çekiyorum. Onsuz geçirdiğim her dakika ona haksızlıkmış gibi sapkın düşüncelerim var. Zaten anne sütünü de memeyi de reddeden bir çocuk, bari aramızda bağ oluşsun diye onsuz dakika geçiremeyecek hale geldim. 

Yazasım yok. 

30 Kasım 2016 Çarşamba

yüz kırk yedi

Altıncı ayında bebeğinin odasını ayırabilen annelere hem hayranlık hem şaşkınlık duyuyorum. Nasıl başarabiliyorlar? Ben daha yatağımı bile ayıramadım nerede kalmış odasını ayırmak. Hoş odasını ayırmaya kalkışsam gönderecek bir odam da yok ama konumuz bu değil :)

Hamile olduğumu öğrendikten sonra hiç "nasıl bir beşik almalıyım" diye düşünmedim. Sadece "next to me nin hangi rengini almalıyım diye düşündüm o kadar. O zaman bile benden uzakta uyuması fikrini düşünmemişim bile. Hatta bir çok insan "o beşik çok küçük anca bi kaç ay kullanabilirsiniz kullanışlı olmaz" dediğinde "odamız küçük" dedim geçtim. Oysa arka planda sametle birbirimize "ya zaten bizimle uyuyacak bu beşik bile fazla" dedik.

Doğrudur yanlıştır tartışılır ama ben sanırım evlendirene kadar oğlumla uyuyacağım :)

Çınar Kaan beşinci ayını doldurdu ve hala çoğu zaman ortamızda uyuyor. Çoğu zaman uykusunda beşiğinden yatağımıza alıyorum. Çünkü anne yanı olan beşiğimiz benim solumda kalıyor. Fakat çoğunlukla sağıma dönme ihtiyacı duyuyorum ve ona arkamı döndüğümde onu kenara atmışım gibi hissediyorum. Böyle sapkın hisler içindeyim. Velhasıl bazen sarılarak bazen itişerek üç kişi beraber uyuyoruz.

Konuşmaya başlayıp "eee yeter be bıktım sizden. Oda istiyorum yatak istiyorum ayrı uyumak istiyorum" diyene kadar da böyle devam edicez sanırım.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Yü kırk altı

Ölüm. Dile ne kolay. 4 harf iki hece.
Ya annesine? Abisine ablasına halasına dayısına ömründe sayılı kez görüştüğü dıdısının dıdısına?
Ölenlerin arkasından hep onunla anılarımı düşünür ve bu anılarımda yüz ifadesi nasıldı tekrar tekrar zihnimde canlandırırım. Mutlu muydu? Gülüyor muydu? Öyle kalsın.
Ölümlerden çokça etkilenen bir insanım. Hep derim; ölülere sadakatim yaşayanlara olandan fazla. Neden bilmem ama sağken arayıp sormadığım insanları bile öldükten sonra her duamda anarım. Böyle de tuhafım.
Tek anımın bir yılbaşı gecesi eğlencesi olması manidar olsa da, gülen yüzü yine zihnimde olan güzel bi insan için dün gece çok insan göz yaşı döktü.
Allah mekanını cennet etsin. Çektikleri günahlarına kefaret sayılaın inş.

16 Ekim 2016 Pazar

Yüz kırk beş.

Büyürken, yaş alırken, ömrümüze bereket hayatımıza renk ve yaşantımıza yenilikler eklenirken; dilerim hep destekçi insanlar olsun yanımızda. Destekçi gibi görünen köstekçi insanlar değil. Ya da destek olduğunu zanneden, gerçekten bizi düşündüğünü savunan ama aslında ruhumuza da benliğimize de en önemlisi bir bütün olarak bize zarar verip farkında olmayan insanlar değil.

Zihnim bir konuya odaklanıp çözüm bulamadığında "beynim düğüm düğüm oldu" derim.

Ve haftalardır beynim düğüm düğüm oldu.

Kangurusunda mutlu, okulda huzurlu ve yeniliklere hevesli bir oğlum var. Aynı zamanda bana destek olmayan bir eşim. Evet bunu söylerken üzülüyorum ama öyle malesef.

Hayallerimi süresini bilmediğim senelerce erteledim. Ve bunun için yıllar sonra eşimi suçlayacağımı biliyorum. Arkadaşlarım başarmanın haklı gururunu yaşarken ben sadece üzülerek bunca sene uğraş verdiğim ve sona yaklaşmışken ertelemek zorunda kaldığım ve belki de vazgeçmek zorunda kaldığım için üzülücem biliyorum.

O kadar biliyorum ki; bir kısmına şimdiden üzülerek ilerideki üzüntümü hafifletmek için çabalıyorum belki de.

Her konuda destek verdiğiniz biri tarafından destek görememek canınızı sıkıyor. Ama yine de gülümsüyorsunuz işte.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Yüz kırk bir

Doğurdum da geldim. Ömrümün en eşsiz deneyimini bir ameliyathanede yaşadım da geldim. Duyduğum en özel ağlama sesini işittim de geldim.

20 haziran sabahı herkesten habersiz sabah 8de ameliyathaneye sametle birlikte girerken heyecandan kalbim durursa bebeğimi kime emanet etmeliyim diye düşünüyordum. Anestezi uzmanı heyecanıma neden bu kadar şaşırdı bilmiyorum. Belki de korkunun zerresi olmadığı içindi. Herkesi ve en önemlisi kendimi şaşırtacak kadar cesur girdim doğuma. Tek endişem dediğim gibi heyecandan kalbim durur mu endişemdi. Durmadı. Kalbim de durmadı, gözyaşlarım da.

Daha karnımdan çıkmayı beklemeden ağlamaya başlayan Çınar, tüm ameliyathaneyi inlettiği yetmediği gibi bebek katını da inletmiş ben gelene kadar geçen 20 dakikada. Evet en ilginç bulduğum şeydi annesine verilen bebeğin susması. Kendimde yaşayınca bir kez daha hayret ettim. Ameliyathanede de odaya çıkınca da kucağıma verilen bebek sustu. Anında. Iman etme sebebi.

Doğduğu andan beri kollarımdan ayrıldığı süre kısıtlı. Kucağa alışmasınmış. Alışsın. Kucagımda duracagı süre kaç ay sanki? Ilk geceyi göğsümde geçirdi. Heyecandan uyuyamadım. Benim olan minicik bir adam.

Hani istemiyorum diye haftalarca ağladığım. Mide bulantılarına dayanamadığım. Görmeden konuşamam diyerek anne karnında sözel iletişim kuramadığım....

Boncuk boncuk gözlü, bembeyaz bir pamuk.

Adını Çınar istedi annesi. Ulu yüce bereketli uzun ömürlü gösterişli olsun diye belki. Kaan istedi babası. Güçlü olsun diye belki. Çınar Kaan oldu. Güçlü ve köklü :))

Yeni dünyam... evimizin gökkuşağı. Hoşgeldin.