18 Mart 2014 Salı

yedi.

Bazen sabır buzlarım bunca güneşe göğüs geremeyip su olup akıyor ceplerimden. Belki de problemim sabrımı taşlara değil buzlara yüklemem; en ufak savaşta eritmek üzere hazırda tutmamalıyım.

Ama bazen hani gerçekten bazen ama, atıp cebimdeki tüm cephanelikleri ateşe koşmak geliyor içimden. Güneş altında buzsuz kalıp savaşı kendimle vermek mesela.

Ama sonra dönüp arkama bakıyorum. Senelerce didindiğim ve yeşile çevirmek için çokça uğraştığım kurak bahçelere. Meyve vermelerine bir kaç buz haznesi bir kaç damla güneş kalmışken "susabilirim" diyorum.


11 Mart 2014 Salı

altı.

Seneler beni de yıpratır mı beni de hissizleştirir mi bilmiyorum ama çocukların kalplerini kırmaktan ölesiye korkan bir öğretmenim ilk günden beri.

Diğer sınıfın öğretmeni olsun yardımcımız olsun hatta bazen bir kaç veli olsun bu kadar güleryüzlü olmamam bağırmam konusunda çokça uyarıyorlar beni.

Ama hayır işte. Bir gün sesimi fazla yükseltsem gece uykum kaçıyor bilen bilir. Uyutmuyorum ben kötü bir öğretmen miyim diye söylenmekten.

Ah konumuz aslında hiç bunlar değil.

Hayatta en çok sahip olmak istediği şeye tablet diyen çocuklarım, barbieler isteyen çocuklarım ve hatta cep telefonu isteyen çocuklarım yanında babası için araba isteyen çocuğum canımı acıttı desem. Az kalır.

Biliyorum ki ben köy okulunda çalışamazdım.

Bir küçük çocuğun bu eksikliği bilmesi hissetmesi. Üzdü işte beni.

3 Mart 2014 Pazartesi

beş.

Yan sınıfımızın öğretmeni ısrar kıyamet "ayağına getirdim kadını" diye diretince "iyi madem" deyiverdim işte. Yoksa bu mevzunun bir saçmalıktan ibaret olduğunu kabul edeli çok oldu.

Fincanı kaldırdı. "Hocam neyin telaşı bu yaptığınız?'" oldu ilk sözü.

"Oturmuş bir dağın tepesinde tamamen iyi niyetle ne de güzel dualar ediyorsunuz böyle."

Duayı fala karıştırmasak daha iyi olacak tabi. Ama sözleriyle ilgim artıyor. Fala değil kadına. Nasıl da naif bir dille konuşuyor.

"Çok kırgın kalbiniz. Ama yine de söz geçiremiyorsunuz kendinize." Diyor ya..

İşte o noktada sarılıp kadına "bırak fincanı da sarıl sadece bana" demek istiyorum.

Ileriye dönük konuşuyor elbette adettendir. De dinlemiyorum işte o kısmı.

Birinin kırgın olduğumu farketmiş olmasına mutlu bir halde öylece oturuveriyorum sandalyemde.

"Iki kalp bir olmuş, ama sizin taraf kırık biraz" diyor.

Gülümsüyorum.

2 Mart 2014 Pazar

dört.

Her sabah aynı tantana. Önce uyanan mutlaka diğerine çemkiriyor "geç kaldım" diye.

Hadi hadi'ler evden çıkana kadar tenis topu misali. Karşılıklı paslaşma. Kim pes edecek de ayaklanacak acaba?

Arabaya bindikten sonra genelde tüm sabır çırpınışları bana ait.

Müzik dinlememe izin yok. Illa şarkı ise istediğim O'ndan güzel söyleyeni olamaz elbette!

Telefon olamaz elimde. Konuşamazsın da kimselerle.

Eh siyaset konuşalım desen.. "dur bi allasen zaten ortalık karışık"

Dedikodu zaten yapamazsın. "Kötüye de iyi olacaksın, kırılsan da kimseye surat asmayacaksın" O'na göre.

Azıcık dalsan camdan dışarıya. Ya yanaklarını sıkar sataşır ya çenene bir fiske atar sinirlendirmek için.

Yarım saatlik yollar ömrümün bana babamdan kalan en güzel anıları olacak belki de.

Yol arkadaşım Babam. (Her ne kadar O kendini "özel şoför" diye adlandırsa da)

Annem haklı. En çok bu zamanları arayacağım ileride nazım kaprisim çekilmediğinde.