29 Nisan 2014 Salı

on iki

Çocuklarımıza öğretmemiz gereken 14 maddeyi annelere yazılı göndermeden önce çocuklara anlatmaya çalışıyorum.

"Öpülmek istemediğiniz sürece kimse sizi öpemez. Size kimse dokunamaz. Yabancılarla konuşmamalısınız. Saçlarınızı bile okşayamaz yabancılar."

Öğretmenim yeter tedirgin oluyorum. Diyor Yaren.

Çünkü onun kadar sosyal bir çocuk daha 6 yaşında olmasına rağmen Türkiye gündemine şaşkınlık duyuyor.

"Birisi pamiri öldürmüş ve havuza atmış. Öğretmenim oraya kendi düşmedi onu oraya birisi attı" diyor. "Neden" diye soruyor. Nasıl açıklayabilirim ki.

Sadece her gün her sohbet saatinde bıkmadan usanmadan yabancılara karşı dikkatli olmaları mesajlarını iletiyorum.

Dünya ne korkunç bir hal aldı böyle. İnsan çocuk sahibi olma fikrinden korkuyor. Elimizdekilere sahip çıkalım kafasina ulaşıyor.

Mağazalarda yanıma yaklaşan insanlardan tedirgin olacak hale gelmişsem, çocuklara "akrabalarınız bile olsa kimsenim kucağına oturmayın" diyorsam... ah dünya diyorum sana.

27 Nisan 2014 Pazar

onbir: güneşli günler.

Biz çok ayrı kaldık. Birlikte ama hep ayrıydık evet. Ama amerika serüveni beni hep en çok üzen olarak kalacak sanırım. Askere de gitse en çok amerika günlerine üzülücem muhtemelen.

İstediğin zaman gidemeyeceğini bilmek insanı yoruyor. Zira kaza yaptığında bunu çokça hissettim.

Cem adrian'ın mutlu yıllar diye bir şarkısı var. Her dinlediğimde beni amerika günlüklerine yolcu ediyor sanki.

"Belki güneş bir gün yine ikimiz için doğar" diyor içli içli.

Ah hem mecaz hem gerçek anlamıyla kullanılan söz sanatı neydi ki? Fikri hocam olsa kızardı sanırım ama hatırlamıyorum.

O söz sanatı ne idiyse artık güneşin doğuşunu aynı şehirde karşılayabiliyorsak ve artık mecazen de güneşli günlerimiz varsa...

Çokça şükretmek gerek.

17 Nisan 2014 Perşembe

on.

Merhaba çocuk masumiyeti.

Annem şarkısını söylerken aklına çocukluğu gelen ve duygulanan ve 4 yaşındaki Öykü.

Büyüyünce parise gezmeye gidecek olan ve onları özlerim diye bana oradan kart atacak olan Yaren ve Amine.

Zekasıyla beni kendine hayran bırakan her gün tepemde gezen saatini her zaman benim takmamı isteyen ve bana daha çok yakıştıran Mustafa.

Büyüyünce balerin olmak isteyen kolu kırıldığı için olamamaktan endişe duyan Gizem.

Tombul yanaklarının öpmekten bıkmadığım, 2yi güzel yazamadığını düşündüğü için yazı çalışmaları yapmak istemeyen Önder.

Unutmak istemediğim daha nice ayrıntı.

16 Nisan 2014 Çarşamba

dokuz.

İnsanların çokça mutlu olmaları gereken günlerde yine bu insanların koruma altına alınması gerektiğini düşünüyorum ben de herkes gibi. Duyguları hisleri düşünceleri bir güç tarafından koruma kalkanı altında hep toz pembe modda tutulmalı.

Hayatta en değer verdiğim insanın en değer verdiğim zamanlarda öne sürdüklerine o üzülmesin diye tamam demekten ve sonucunda haklı çıkıp kendim üzülmekten beynim daha yolun başında düğüm düğüm oldu.

Çok yorulucam biliyorum. Çokça üzülücem. Çokça yeter dicem.

Ama yine de.. ne bileyim işte.

1 Nisan 2014 Salı

sekiz.

Her mutsuz gecenin sabahında mutlaka güneş doğar aslında. Fakat ne acıdır ki her mutluluğuma nazar boncuğu olmak adına iliştirilmiş huzursuzluklarım var benim bolca.

Sabır bu ara kendi kulağıma en çok fısıldadığım sihirli sözcük. Neyle imtihan olduğumu çözmeye çalışıyorum çünki şu sıra. Yine de sabrın bile sakinleştiremediği hızlı kan akışlarım oluyor zaman zaman. Tek sebebi; insanlara olan anlayışımın artık kırgınlıktan sinire dönüşüyor olması.

Tüm bunları da bu yüzden yazıyorum. Gün gelir içim serinlerse; açıp okuyayım diye.

Son sözler hep özettir ya kendinden önceki milyonlarca satıra.

Benim son sözüm kendime; son 13 gün işte. Sonrası ya sonsuz aydınlık ya da dipsiz karanlık.