29 Haziran 2014 Pazar

yirmi üç

Okuyalı uzun zaman oldu konusunu çok hatırlamıyorum fakat şimdi bir romanın bir hikayenin içinde yaşama şansım olsa şeker portakalı olmak isterdim.

Biri vardı. Zezeyi dinlediğinde söylediği her şeyi anlayan.

Kendini anlatmaya çalışmak çok zor. Benim için ise hakikaten daha zor. Düz yolda ilerleyen birine çakıl taşının ayakta oluşrurduğu batma hissini anlatmaya çalışıyorum çoğu zaman. Nitekim anlamıyor.

Ben tatmadığım tatları özleyen bir insanken, bir sabah uykumdan taş kadayıf isteyerek uyanabilenken daha önce hiç yememişken hem de, ya da aylarca beyaz toblerone sayıklarken tadını bilmeden, acı çekenin acısını daha önce yaşamış olmama gerek duymadan en incesine kadar hissedebilirim bana göre,  bir başkasının sevincini ta içimde hissederim o sevinci yaşamadıysam bile.

Ki ben bence çok da kendini seven bencillikte bir insanım.

Aslında demek istediğim insanlar garip geliyor bana. Aynını yaşayana dek hislerini küçümseyen insanlar başlarına geldiğinde kıyamet kopmuşçasına acıya gömülüyorlar da sinirden şaşkına dönüyorsun.

Nerelere geldim ben?

Bir şeker portakalı olmak isterdim. Her bir cümlemi açıklama beklemeden anlayan birileri olsun isterdim.

Kalbimin derinliğini gören ve kendi yerini çiziklerle doldurmaktansa olanı koruyabilecek bir kaç kişi.

Yok mu aslında. Var. Ama bazen onlar da diğerlerine dönüşecek diye korkuyorum.

Ben ne diyorum?

28 Haziran 2014 Cumartesi

yirmi iki.

Kendime kurallar koyup uygulamaya zorunlu kılmak kendime olan gücümün farkında olmamı sağlıyor. Evet ergen bir yanım hala var.

Mesela bu gün farkettim ki "hakikaten" kelimesini haddimden fazla kullanıyorum bu ara. Yasakladım kendime. Hiçbir şeyin cılkını çıkartmamak gerek.

Bir de buraya yalnızca üzgün yazılar yazmıycam sözü verdim kendime.

Cok ilginç ki, mutluyken bir çok insanla paylaşıp kendimi yatıştırabilirken mutsuzluklarımı illa ki yazmam gerekliymiş gibi hissediyorum. Halbuki tüm yazdıklarım bana hatıra iken neden yalnızca mutsuzluklarımı biriktiriyoruki burada hatırlamak için. Saçma işte.

"Evlenmeyi; tantanası için istemiyorum, bir sürü koşturmacası alışverişi var" diyen adam* ile her bir basamağı benden daha büyük bir sabır ve ilgiyle adımlayan adam* aynı kişi mi acaba diyorum bazen.

Çok şükür binlerce şükür.


25 Haziran 2014 Çarşamba

yirmi bir

Bir topluluğa girdiğinde takdim ederken yanındakini illa bir sıfat bir ünvan eklersin ya hani, "üniversiteden arkadaşım" dersin, "idarecimiz" dersin, "filancanın tatlı kızı" dersin.

Konu adam* olunca en zorlandığım mevzudur senelerdir. Erkek arkadaşım, sevgilim, sözlüm, nişanlım, eşim. Hiçbirini kullanamıyorum. Tanıştırma merasimimizde hep aynı karın ağrısı. "Samet". Eee yani bakışları?

Samet, samet işte. Benim için hayatımın sameti. Zira neyi söylesem bir diğeri eksik kalıyor gibi. Dost arkadaş kardeş abi amca. Evet komik ve bence biri bana böyle anlatsa "kasıntı".

Ama benim için onu anlatan içi en dolu tabir samet.

Onu ondan başkasına şikayet edemem. Onun dedikodusunu yine en güzel onunla yapabilirim. En sinirlendiğim zamanlarda en çok ona söylenebilirim yine onun hakkında. Ve beni şu hayatta en huzurlu hissettiren his bu.

Çok büyük şükür sebebim bu his.




23 Haziran 2014 Pazartesi

yirmi.

Kimse kimseyi kendinden daha fazla kıramıyor. Bunu öğrendiğimden beridir ne kimseye kırılıyorum ne de kendime kızıyorum.

Nişanıma misafir gibi gelene de kırılmıyorum, düğününde gördüğümüz muameleye sesini çıkartmayana da. Sevmek için sınırlarını aşamayana da. Ve dahi işine gelmediğinde çok önemsediği kan bağını unutana da.

Karşımdakine verdiğim değer bana aitse sorumluluk bana ait ve kimseye kızmaya hakkım yok elbette.

Bunu kabullendiğimden beridir kalbim daha sağlam.

17 Haziran 2014 Salı

on dokuz.

Hala ayaklarımı uzatıp dinlenebilmiş değilim ama notumu düşmek istedim.

Çocuklarımı mezum ettim. Nişanlandım halkayı parmağıma taktım.

Hani insan kırılıyo kırılıyo sonra neye kırıldığını unutuyor ya da kırıldığı mevzular gözünde basitleşiyor da içindeki hissin, o kırılganlığın hiç geçmemesi hakikaten çok tuhaf değil mi?

Hayatımda ilk kez her şeyimi bilen tek insana dürüst olamıyorum duygularım konusunda.

Bazen diyorum ki... her şey olduğu gibi kalsaydı da bu saçma süreci geçirmeseydik.

Yine de beni seven insanların gözlerindeki mutluluğuma ortak mutluluk ışıkları bana şükür sebebi.

Blogumun ismine uygun olarak nişanımda nar reçeli ve nar keseleri dağıtım. Sanıyorum ki beni en mutlu eden şey bu hayalimi gerçekleştirmiş olmam oldu.