30 Temmuz 2014 Çarşamba

yirmi sekiz

"Eğer uslu durursa her şeyin düzeleceği söylenerek büyütülen çocukların hayatları boyunca kaybettiklerini artık daha iyi anlıyordum"

Bu söz kimin kim söylemiş bir kitap cümlesi mi yoksa bir röportajdan alıntı mı bilmiyorum. Hülya paylaşmış. Belki de ona ait bir cümle.

Kimin ise, teşekkür etmek istiyorum.

Günlerdir kurmak isteyip kelimeleri doğru açıyla yerleştirememem dolayısıyla bir türlü oluşturamadığım cümle.
...

Anlattığım herkes "haklısın" diyor. Ve sadece bu kadar. Gerisi suskunluk. Kimse beni savunmuyor kimse bir şey söylemiyor herkes susuyor. Sadece haklıyım. Yeter onlara göre.

Yetmez bana göre. Kendimi savunmama fırsat yok. Beni duymuyorlar. Hayatta beni en çok çıldırtan şey birinin beni birinin duymaması.

Sesini duyurabilenler ise "oluruna bırak onların ayıbı". "Sen iyi ol da gerisi gelir elbette bir gün".

Gelmiyor. Gelmedi. Biliyorum ki birileri bir şeyler söylemedikçe gelmeyecek.

Bu yüzden belki de, sınıfımızda en çok kurulan cümleydi. "Ama sen böyle yaparak kalbimi kırıyorsun".

Belki doğru belki yanlış. Istedim ki hislerini dile getirmekten korkmasınlar. Ya da hislerini dile getirebilen insanı yadırgamasınlar.

Elbette bu mevzu hala umudun varsa bir şeylerden. Kalmazsa ölüm sessizliği iniyor zaten kalbine de dudaklarına da.

27 Temmuz 2014 Pazar

yirmi yedi : açmayın dedeler

5 haziran 2000. Anneannemin evinde yere serdiğimiz sofrabezi üzerinde petibor bisküvi yiyoruz. Heyecanlı bir bekleyiş. Büyük ailemize yeni bir fert katılacak.

11 yaşındayım. Okulumuzun veda partisi gösterilerine hazırlanırken annem çalışmayı bölmüş öğretmenimden izin almış ve apar topar beni anneanneme bırakmış. Kardeşim nerde hatırlamıyorum.

O güne dair sadece petibor yediğimiz sahne aklımda.

Büşra. 5 ya da 6 yaşında.

Çok alakasız bir anda bana "elif sen diğer dedeni hiç gördün mü" diye soruyor. Şu gün bile bu soru beni şaşırtıyor. Belki annesinin bile nerde ne yaptığını bilmediği adamı O merak ediyor. "Benim dedem öldü" diyorum. Küçücük yaşına rağmen uzaklara bakabiliyor ve "benimki nerde acaba nasıl biri" diye iç çekiyor.

Belki de bu yüzden tek anımızın bu olduğu büşra benim için hep çok hisli bi çocuk.

Çünkü zannediyor ki tüm dedeler bizimki gibi sevecen. Tüm dedeler torunlarını toplayıp bakkala gider ve tüm reyonları eve taşımak için kasaya doldurmalarını mutlulukla izler. Tüm dedeler güreşir. Kafa tokuşturur. Burun sıkar. Çok sever. Çok sevilir. Zannediyor ki tüm dedeler böyledir.

Ama bir yandan da zannediyor ki dedeler her hatayı kabullenir. Zannediyor(muş)ki (meğer) dedelerin kalbi acımaz acısa da geçer.

Geçmez.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

yirmi alti

Kar atistiriyordu ve çark caddesinde yuruyorduk. Koluna girdim ve magaza vitrininde gordugumuz cekete bakmak icin iceriye girdik. Denedi, ayna karsisinda saga dondu soluna bakti elini cebine soktu dik durdu. O ceketin ic acilarini hesaplarken ben bu ceketi alirsa onu giyerken hic goremeyecegimi dusunuyordum. Ceketi almadi. Sevindim.

Ciktik ve yurumeye devam ettik. "Senelerdir kar bekledim seninle yurumek icin" dedim. Kismet buguneymis dedi.

Sayamayacagim kadar seneyi kavga ederek severek birbirimizi anlamadigimizi dusunerek gozlerimizin icine bakarak gecirmistik. Bugun sondu iste.

Veda konusmasi yaptim. Kendime inanamayarak. Gozlerimden yaslar akitarak. Hickira hickira aglayarak. Filmlerde izleyip boyle sacmalik olmaz dedigim ayrilik sahnesinde basroldum iste.

Otobusune bindirdim. Gidisini icime cekeek izledim. Eve kadar yurudum. Yururken agladim.

Istedimki icimde bu aciyi sahipleneyim.

7 ay boyunca gormedim sonrasinda onu.

3 ay sonra evleniyoruz.

Bir otobus yolculugunda hatrima gelen sahneye agliyorum.