31 Ağustos 2014 Pazar

kırk

Sevgili metro yetkililerine seslenmek istiyorum. Klimayı kaçak mı kullanıyosunuz nedir arkadaş bu ne soğuk?  Metroyu da hiç sevmem aslında. Bu kadar "ya meteo benim ama iş olsun diye muavinlik yapıyorum siz kimsiniz ki pislikler" tavrında yolcusunu sallamayan başka firma çalışanları yok bence. Napıyo bu selami?

Bunları işe aldıklarında bi toplantı düzenleyip "yolculara sümük gibi davrancaksınız. En değerli sizsiniz." Diyerek gazı veriyor heralde.

Velhasıl dün de bugün de mecbur kaldım metroya. Yoksa işim olmaz.

Hatta bikeresinde yine terminalde otobüs ararken bi metro yetkilisi yaklaşmış "metro abla gel abla" diye seslenmiş bense "iyyy ben metroya asla binmem" demiştim.  Diğer firmayla olan samimiyetimiz böyle başlamıştı. Tabi metronun bana düşmanlığı da. Eh bi de o dönem haftada bilmem kaç kez kullanıyorum otobüsleri. Adamlar beni görünce "aman o metroya binmez çok meraklıyız" falan diyolardı.

Neyse.. bi dönem uzak kalınca unutuldum. Silivride yaşamak böyle bir şey işte. Şehirler arası yolculuğa alışmak gibi.

Üşüyorum.


28 Ağustos 2014 Perşembe

otuz dokuz

Kaç insan eşya seçmek yerine benim gibi "çamaşır makinesi banyoda olacaksa ben banyoyu nasıl yıkayacağım" ya da "vileda kovamı, süpürgelerimi, ütü masamı, ütümü vs nereye yerleştircem" diye düşünüyodur bilmiyorum ama ben bu tarz sorulara odaklanmaktan koltuk seçmeye kalkışamıyorum bilenem.

26 Ağustos 2014 Salı

otuz sekiz

Bu nişanlılık süreçlerinde her gelin ve damat adayı için değişmez gerçek "düğün günü gelse de bu sürec bitmiş olsa. Bir oh çeksem" dir muhtemelen.

Düğünümüze 58 gün kaldı.

Samet evin yerleşmiş olduğu günü iple çekiyor. İşte o gün çok içten bi oh çekecek ve rahatlayacakmış beynen.

Bense 4 ay sonrasına ışınlanmak istiyorum.

Annem ve babamla yaşamamaya bi nebze alışacağım günlere.

Üniversiteye başladığım yıl liseyi de ailemden uzakta okumuş olmanın verdiği rahatlıkla arkadaşlarım ailelerini çok özlerken ben gayet rahat geçirmiştim.

O yaz çok rahatsızlandım ve tüm tatilimi evden dışarı çıkmadan geçirdim diyebilirim.

İkinci sınıf başlayıp sakaryaya dönmek çok zor oldu. Annemi bu kadar çok özlediğim başka zaman dilimi var mıydı bilmiyorum.

Şimdi de biliyorum ki ilk zamanlarım üçümüz için de zorlayıcı olacak. Bu yüzden o kısmı es geçmek istiyorum.

O kadar alıştık ki son bir kaç senedir üçlü takılmaya. Sabahları "günaydın dostlarım" diye seslenmeye devam edebilirim bi müddet alışkanlıktan.

İşe babamla gitmek, akşam beynim davul olmuş dönerken sessizlik isterken babamın inadına söylediği şarkılar, eve gidene kadar bekleyemeyip yolda annemi aramam ve anlatacağım ne varsa anlatmak... rutindi benim için.

Benim en hakiki dostlarım.

Dilerim korktuğum kadar zor olmaz.

Kardeş konusu ise çok daha başka.


24 Ağustos 2014 Pazar

otuz yedi

Kendime vermiş olduğum bi söz vardı ki o da bu bloga mutsuzluk barındıran hiçbir şey yazmamak hep olumlu hep pozitif anılar bırakmaktı.

Gel gör ki insan kendine söz verirken dahi büyük lokma yiyip büyük laf etmemeliymiş.

Kendimi mutlu hissettiğim anlar sadece hayatıma büyük mutlulukla aldığım ama beni her hareketleriyle kıran insanları görmediğim zamanlar.

Çok acı ama çok net.

Her görüşmemiz gerektiğinde kalbim acıyarak gidiyorum. Bu gerçekten beni en çok üzen şey.

Saygı nedir hakka saygı nedir demokratik nasıl olunur fikirler nasıl paylaşılır kalp kırmamak nasıl olur özgür çocuk ne demek allaha şükürler olsun ki ailemden öğrenerek büyüdüm. Yine şükürler olsun ki bunu kendi çocuklarıma öğreterek büyütücem onları. Bunu öğrenememiş insanlara da sadece üzülüyorum.

Maalesef ki bu kadar açığım artık.

17 Ağustos 2014 Pazar

otuz altı

Okulun son günü gözlerimde akmayı bekleyen yaşlar bi müddet daha orada kalsınlar diye planladığım konuşmayı yapamamış sadece bir kaç cümle kurabilmiştim.

"Hayatta çok korktuğum şeylerden biri birinin kalbinin kırmak. Ama en korktuğum şey bir çocuğun kalbini kırmak"

Kırdığım kalbin biliyorum ki umutlarını da inciteceğim. Bir insanın kendi olabilmesi için kalbinin sağlam umutlarının yerli yerinde olması gerekiyor.

Haksızlık yaptığım insanlar elbette ki olmuştur. Keşke olmasaydı. Farkına varmışsam çektiğim vicdan azabını da hüznü de ben bilirim.

"Kendi olabilen ama kendi olurken bir başkasını üzmeyecek" çocuklar yetiştirmek istememin en büyük sebebi; kırmaktan korkarken bir yanımın da kırılmaya çok müsait olması.

Bir konuda çok net isem eğer yeniliklere açık olamıyorum. Otist yanlarımdan en belirgini bu belki de. Hele de dayatmalara asla gelemiyorum. Kırmaktan korkmadığım insana cok rahat hakkımı savunurken, eğer ki kırmak istemediğim biriyse karşımdaki içimde binlerce parçaya bölünüp sadece mesafemi genişletiyorum. Ve uğruna kırıldığım o mevzu benim için "yok"a dönüşüyor. O saaten sonra istenildiği kadar bana hak verilsin ya da isteklerim yerine getirilsin; o mevzu kırıklarımla kalmayan hevesimle beraber yok oluyor benim için,  eskisi gibi olamıyor işte.

Bugün hayatım boyunca içimde kırıklığını yaşayacağım bir mevzu daha yaşadım.

Ve bir şey daha; şimdiki gençler istekleri olmayınca küsüyor ya hani, bu bu gençlerin bireyliğini gösteriyor kabul edelim. Kimsenin hayatına müdahale etmemeliyiz öğrenelim.


16 Ağustos 2014 Cumartesi

otuz beş

Çok değil 5 sene öncesinde çok büyük anlamlar yüklediğim " bu gün"; bugün bana bir şey ifade etmiyor sanırım.

Bir yaş daha büyümek beni korkutuyor. 25 yaşını doldurmak ürkütüyor. Soranlara 19 diyebilecek kadar genç hissediyorum. 25 ne kadar büyük bir rakam. Yaşlanmaktan korkuyorum.

Benim yaşlanmam demek benden büyüklerin daha da büyümesi demek. Ve sanırım beni endişelendiren biraz da bu.

Her sene kendime yazılar yazardım günün anlam ve önemine dair. Bu sene kafamdaki konular çok alakasız. Bu yüzden zorlasam da olmuyor.

Kedi düşmanı insanlar mesela kafamı kurcalıyorlar. Ya da inatla kalbimi kıran ve bunu anlamayan insanlar. İş meselesi. Uykusuzluk. Içip icmemekte kararsız kaldığım ilaçlar. Dalin kokan yastıklar.

Ve daha nicesi.

Ortaokula gittiğim sene evimizin yakınına kocaman bir kırtasiye açılmıştı. Okul çıkışlarında saatlerce vaktimi orda geçirir bıkmadan usanmadan ezberlediğim her noktasını tekrar gezer her ürünü tekrar tekrar incelerdim.

O kadar mutluydum ki. Şimdi o zamanda o mekanda olmak isterdim.

Yine mutluyum. Çok hem de.

Fakat yaşlanmaktan korkuyorum.

12 Ağustos 2014 Salı

otuz dört

"Bazen bu temizlik görevlilerini çok kıskanıyorum. Belli saatlerde gidip sorumlu olduğu yeri temizleyecek o kadar. Kafasını yorması gerekmiyor bir şeye. Kalan zamanında muhtemelen sigara içiyor" dedi.

Bence sigara içerken geçim derdiyle yoruyordu kafasını. Söyledim de fikrimi. Ama kabul etmedi.

İş yerinde kafasının çok yorulduğundan şikayetçi bir süredir.

Biliyorum o durumu dediğimde kızıyor.

Herkes gibi o da zannediyor ki bir sınıfta 20 çocukla 5 saat geçirmek aslında boş beleş bir iş herkesinkiyle kıyaslandığında.

Çok komiksiniz tüm böyle düşünenler.

20 çocuğun sorumluluğunu almayı bi kenara itelesen de, 20 çocuğun ilgisini hep diri tutmak sesleri belli desibelde sınırlendırmaya çalışmak yormadan boğmadan bir şeyler öğretmeye çalışmak ve tüm bunları ve daha nicesini çaktırmadan yapmak.

Nasıl da yoruyordu beni. Okul kapısından çıktığım an uzun bir sessizlik düşlüyordum.

Neden mi yazdım?

Muhtemelen bundan sonraki en az 3 yılımda öğretmenlik yapamıycam. Ve 3 sene sonra da yapar mıyım bilinmez.

Her şeye rağmen her türlü yorgunluğa rağmen biliyorum ki ne iş yaparsam yapayım bu iş kadar keyif vermeyecek.


10 Ağustos 2014 Pazar

otuz üç

Cuma günü birbirimizden habersiz aynı metroya binmişiz.

Bir gün biz de aynı şehirde aynı anda bulunup yolda karşılaşır mıyız diye merak ederdim hep.

Oldu işte.

8 Ağustos 2014 Cuma

otuz iki.

Bugün gelinliğimi beğendim. Hayallerimde bir gelinlik olmadığından mı bilemiyorum ama umduğumdan kolay oldu. Girdiğimiz 5inci gelinlikçi ve giydiğim üçüncü gelinlik.

Sonrasında saatlerce samete cicikuşumuzu anlattım yine.

Ağzımdan yediği yemekleri omzumdan şakımalarını kolyemle oynamayı ne çok sevdiğini cipsi sevdiğini elmaya çıldırdığını en sevdiği şeyin kağıt kemirmek olduğunu.

"Bir ruhu bile yok toprak oldu" dedi. İşte en acıtan kısmı da bu bence.

Çok hüzünlüyüm.

Alttarafı kuş diyenlere de çok kızıyorum. Bir kuş asla olamadı bizim için. Ailemizin uçan ferdi minik boncuğu idi.

Bugünün notu gelinliğim olsun isterdim.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

otuz

Ufacık bir cümlenin bwni alıp nerelere götüreceğini içimde ne tür hüzünlere sebep olacağını düşünmeden şuursuzca konuşuyor insanlar.

Kendimle en çok ben dalga geçerim. Kendime en çok hakareti ben ederim. Keşke sadece ben yapabilirim diyebilseydim. Benim kendimle kavgamı görenler zannediyor ki kendime tanıdığım haklar herkes için geçerli. Oysa ben çok alıngan bir insanim. Bilmiyor çoğu insan. Tek bir cümleyi aylarca düşünüyor kendi içimde ona çözüm bulmaya çalışıyorum. Bilmiyorlar işte.

Yeni bir cümleyi yine neden diye sorguluyorum dünden beri.

Buldugum tek çözüm mesafe yine.

Neyse....

Tüm bu üstteki yazılanlardan bağımsız olarak;

Not düşmek istediğim; bugün "bana ne zaman anne diyeceksin" sorusuyla karşılaşmış olmam.


2 Ağustos 2014 Cumartesi

yirmi dokuz

Her yaşımda her anımda her dönemimde başıma buyruk bi insanken nefes alma konusunda hep ayak uydurmaya çalıştım.  Bu ne mi demek? Çocukken ve kendimi bilecek yaştayken yanımda biri uyurken ve ben henüz uykuya dalmamış iken, nefes ritmimi onunla eş tutmaya çabalardım. Kötü olan ise; hala öyleyim. Ve daha kötüsü siz sakın denemeyin. İnsanı çok yoruyor.

Bunun psikolojik bi nedeni olduğunu düşünüyorum.  Hiç kimse eminim ki nefesini düşünerek yaşamıyor.

Ama ben tıpkı bir temel fıkrasındaki gibi sürekli nefesimi denetim altında tutmaya çalışıyorum.

Alerjim sebebiyle son bir iki yıldır hiç sağlıklı nefes alamıyor oluşumun etkisi de iyice tetikliyor tabi.

Fakat insan neden sürekli kendi nefesini dinler ve ritmini düzene sokmak için kendiyle savaş verir? (Tek olumlu yanı sürekli ama sürekli aldığım her nefes için şükrediyor olmam).

....

Temel berbere gitmiş. Saçlarını kestirmek istediğini söylemiş. Berber kulağındaki kulaklığı çıkarmazsa traşın yamuk olacağını belirtmiş. Temel asla çıkaramayacağını kesin bir dille ifade edince berber traşa başlamış. Kulaklığın olduğu bölgeye yani kulak arkasına gelince kulaklığı asılarak çekmiş ve kulaklık temelin kulağından çıkar çıkmaz temel yere yığılmış. Berber merak etmiş. Kulaklığı kulağına takmış ve dinlemiş "nefes al nefes ver nefes al nefes ver nefes al nef...."
...

Fıkra anlatma konusunda pek iyi değilim.