17 Ağustos 2014 Pazar

otuz altı

Okulun son günü gözlerimde akmayı bekleyen yaşlar bi müddet daha orada kalsınlar diye planladığım konuşmayı yapamamış sadece bir kaç cümle kurabilmiştim.

"Hayatta çok korktuğum şeylerden biri birinin kalbinin kırmak. Ama en korktuğum şey bir çocuğun kalbini kırmak"

Kırdığım kalbin biliyorum ki umutlarını da inciteceğim. Bir insanın kendi olabilmesi için kalbinin sağlam umutlarının yerli yerinde olması gerekiyor.

Haksızlık yaptığım insanlar elbette ki olmuştur. Keşke olmasaydı. Farkına varmışsam çektiğim vicdan azabını da hüznü de ben bilirim.

"Kendi olabilen ama kendi olurken bir başkasını üzmeyecek" çocuklar yetiştirmek istememin en büyük sebebi; kırmaktan korkarken bir yanımın da kırılmaya çok müsait olması.

Bir konuda çok net isem eğer yeniliklere açık olamıyorum. Otist yanlarımdan en belirgini bu belki de. Hele de dayatmalara asla gelemiyorum. Kırmaktan korkmadığım insana cok rahat hakkımı savunurken, eğer ki kırmak istemediğim biriyse karşımdaki içimde binlerce parçaya bölünüp sadece mesafemi genişletiyorum. Ve uğruna kırıldığım o mevzu benim için "yok"a dönüşüyor. O saaten sonra istenildiği kadar bana hak verilsin ya da isteklerim yerine getirilsin; o mevzu kırıklarımla kalmayan hevesimle beraber yok oluyor benim için,  eskisi gibi olamıyor işte.

Bugün hayatım boyunca içimde kırıklığını yaşayacağım bir mevzu daha yaşadım.

Ve bir şey daha; şimdiki gençler istekleri olmayınca küsüyor ya hani, bu bu gençlerin bireyliğini gösteriyor kabul edelim. Kimsenin hayatına müdahale etmemeliyiz öğrenelim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder