30 Aralık 2015 Çarşamba

Yüz otuz bir.

Ah 2015.

Çokça ağlattın beni. Ama bir çoğu mutluluktan. Bir kısmı da "öğrenmem gerekenler" yüzünden.

2015 yılı 2014 yılı mutluluğumun bir uzantısı idi sanki. Onun devamı. Nasıl başladı nasıl bitti hızına yetişemedim açıkçası.

Yeni öğrencilerim oldu. Farklı alanlar görmüş oldum.

2 diploma 1 yeni okul ekledi heybeme sonrasında. Senelerdir uğruna çabaladığım okul.

Sonra yılın son haberi bizim için bir bebek oldu. Hala fikrine tam olarak alışamadığım ama alışverişine başladığım bebek. (Alışveriş şansımı tepecek değilim )

Kar yağıyor. Bir çok insan için yeni yıla mana katıyor. Benim için ise yarınki dersi kaçırmama sebep olur mu acaba şeklinde endişe sadece. Bir çoğunun yeni yılı mucizevi bir hal alıyor. Bizim için ise hayat hala aynı. En kötü ihtimalle cumartesi yollar kapanırsa (ki geçen sene ciddi manada evde mahsur kalmıştık günlerce) tiyatroya gidemeyiz biletlerimiz yanar.

2015.. her türlü güzelliği ile "canım" bir yıldı. Aksiliklerini silsin hafızam.

2016 bizi "çekirdekli" aile yapacak yıl. Bir lâl tanesi bırakacak avuçlarımıza.

Dilerim huzurumuz aynı kalsın. Başarılarımız artsın. Sağlık tüm sevdiklerimizle olsun.

Bu evde son yılbaşı yazım olsun inşallah.

Ve son olarak "lütfen içimize sinen bir isim bulalım artık noollaaarr"

8 Aralık 2015 Salı

Yüz yirmi dokuz

Yıllar yıllar önce "beşinci bir mevsim olsaydı adı ne olurdu sence" sorusuna; -beşinci bir mevsim olsa adı ne olurdu bilemem ama benim beşinci mevsimimin adı lâl olacak" şeklinde cevap vermiştim. (Kro olabilir miyim?)

Ve yalan değil (yapılan yüzük fallarının da etkisiyle) bu yaşıma kadar hep bir kız çocuğu hayali kurdum.

Fakat hamile kaldığımda içime erkek olduğu hissi yerleşti. 3 ay erkek ismi araştırıp hiçbirini beğenmedim. Rüyalarımda hep mavi tulumlu bir bebek sevdim. Samet ısrarla kız hissetse de hep aynı kapıya çıktı aslında cümlelerimiz "ikisini de çok seveceksek cinsiyetin ne önemi var".

Doktor "kıza benziyor" dediğinde samete baktım. Mutluydu. Ama oğlu da olacak olsa bu kadar mutlu olurdu heralde. Ne fazlası ne eksiği.

Ben? Yine hiçbir şey hissetmiyordum.

Sonra ekranda kolunu bacağını izlerken görüntü uzaklaştı ve hareket ettiğini gördüm. "Hareket mi ediyor" dedim sevinçle. Sanki ilk kez bizimki hareket ediyormuş anne karnında bu zamana kadar başka bebek hareket etmemiş de buna şaşırıyormuşum gibi bir tepkiydi benimki. Evet hareket ediyordu. Kollarını bacaklarını oynatıyordu. O benimdi benim karnımdaydı ve hareket ediyordu. Allahım gerçek bir mucize. Ilk kez içim ılık ılık oldu o an.

Eve dönünce ultrason fotoğraflarını tekrar tekrar inceledim. Nasıl hareket ediyordu ama, diye diye sameti bıktırdım.

Evine ultrason sistemi kurmayı isteyen hamileleri artık anlıyordum.

Hareket ediyordu ve beni büyülemişti.

Bir kızımız olacaktı.

Biz bir aile olacaktık.

Ve mutluyduk.

Hep mutlu kalalım.

26 Kasım 2015 Perşembe

yüz yirmi sekiz

Hamilelik gerçekten söyledikleri kadar ilginç bi dönemmiş.

Büşra demişti ki "kendimi mutlu hissetmediğimde bile kendimi mutlu hissediyormuşum gibi davrandım çünkü mutlu bir çocuğum olmasını istiyorsam mutlu bir hamile mutlu bir anne olmalıydım".

Kendimi ben de böyle hissediyorum. Bazen bazı şeylere, -bazen gerekli bazen gereksiz- üzüldüğüm oluyor. Bakıyorum ki gözyaşlarım akmaya başlıyor, susturuyorum kendimi. Çünkü elbette ki mutlu olmak mutlu hissetmek zorundayım artık.

İnsanın kendini en yalnız hissettiği dönem de yine hamilelik dönemiymiş. Bir komşum olmadığına ilk kez bu denli üzüldüm. Ya da anneme uzak oturuyor oluşuma. Ya da teyzemin hala buraya taşınamamış olmasına.

Kendimi o kadar hasta hissettiğim günler oldu ki kusmaktan harap olup tüm gün yerimden kıpırdayamadığım zamanlar oldu şu kısacık dönemde. Samet işten gelip evi toplayıp yemek yapıp beni zorla yedirip ve hatta çamaşır yıkayıp asıp evi temizlediğinde bu kadar yalnız oluşumuza ağlamak istedim. Ne olurdu bir komşum olsaydı da akşam pişirdiği yemekten bir tabak bize de getirseydi dedim.

İnsanın ne varsa yine ailesinde varmış aslında. Annem her fırsatta yemek yapıp getirmeye çalıştı. Babam kötüysem gelip beni almak istedi her seferinde. Teyzem evimi temizlemeyi teklif etti. Ananem en sevdiğim yemekleri yaptı bana, kilolarca fındık kırdı sırf ben kırmaya üşenip de yemem diye. (Fındık ve ceviz en iyi dostlarım bu ara). Hatta ta uzaklardan "keşke yakın otursaydık da en azından yemek yerdin sayemde" diyen güzel insanlar oldu. Ve ben yine ve yine hep yalnızlığıma ağlamak istedim.

Bana böyle hissettiren kim varsa da kalbimde yerlerini belirledim. Çünki kırıldım. Çok kırıldım hem de.

Üçüncü ayı bitiriyorum ve artık daha iyiyim evet. Daha da iyi olacağımı bir müddet sonra yemek de yapabileceğimi okula da daha rahat gidebileceğimi biliyorum. O zaman belki daha az kırılıp daha fazla güçlü hissedip daha çok mutlu olucam.

Az kaldı, son birkaç hafta, Diren Elif :)

9 Kasım 2015 Pazartesi

Yüz yirmi beş: merhaba yeni dünyam.

Hani ölen sanatçıların ardından "tüm çocukluğumu götürdün giderken" yorumları yapılır ya. Her seferinde düşünürüm kim ölse kendimi yaşlanmış hissederim? Sanıyorum ki benim için bu isim Tarkan.

Müzikle arası çok iyi bir insan değilim doğrusu. Ama hayatımın her döneminde dinleyebildiğim şarkılar kendisine ait.

Birkaç gündür de Tarkan dinliyorum yine. Zira kendimi yaşlanmış hissediyorum ve gençliğimi hatırlatsın bana istiyorum galiba :)

Anne oluyormuşum.

Bu cümleyi kurmak hem ruhuma hem bedenime hem ellerime hem kalbime o kadar ağır geliyor ki. Anlatamam. Ki zaten anlattığım insanların beni garipsediğini de biliyorum.

Çocuklara aşık bir insanďım ben. Kendime kitap alırken her seferinde çocuğum için de en az 2 kitap alırdım güzel çocuk kitaplarını unutmayayım diye. Her gün samete "anne olmak için çok mu yaşlanıyorum" diye sorardım kendimi geç kalmış hissederek. Gördüğüm her bebeğe keşke bizim olsa diye bakardım.

Ta ki bu haberi alana dek.

Dilek gerçekleşince büyüsü mü bozuldu bilmiyorum. Çok ağladım.

Bütün hayat planım elimden alınmış gibi hissettim. Samete sarılıp sarılıp "ben 2 kişi kalmak istiyorum" dedim. 2 kişilik özgür hayatım bitiyordu işte. Artık kuzenlerimle kızlar gecesi yapamayacaktım. Canım istediğinde ben geliyorum diyerek arayamayacaktım birini. Okulumu bitiremeyecektim. Canım istemiyor diyerek yemek yapmayıp tembellik yapamayacaktım.

Evet hepsi kulağa komik geliyor belki ama ben elimden beklemediğim anda (en azından bu kadar çabuk) alınan özgürlüğüme çok ağladım. Evim küçücük ve bu evde her şey iki kişilik. Bu eve bir üçüncüyü istemiyorum diyerek ağladım. Taşınırız diyen samete bu sefer de ben buradaki mutlu anılarımı terkedemem diyerek ağladım. Velhasıl ağlayacak çok şey buldum ve durup durup tekrar ağladım.

Sonra mide bulantılarım başladı. Kendimi bildim bileli sabah mide bulantısıyla uyanırım. Yaşam tarzı benim için. O yüzden hamilelikteki bulantılar beni pek etkilemez zannediyordum. Yanılmışım. Zaten şüphe duymamın en büyük sebebi mide bulantılarımın artmasıydı. Bu sefer de ben bu bulantıyla yaşayamam diye ağladım. Sabah 5te başlayıp akşam 7ye kadar süren bulantılar. Bulantı az kalır tabirde. Forumlarda gezinip çözüm aradım. Birisi yazmış ki "her bebek gördüğümde bu masum şey için çekiyorum bu çileyi diyerek unuttum bulantılarımı". Ben de neden tam tersi? Bebek gördükçe daha çok ağladım. Daha çok ağladıkça daha çok bulandı midem. Daha çok kustum. Kendimi ne çok seviyormuşum meğer. Bebekten çok kendimi düşündüm. Ama en kötüsü ben bu lanet bulantıları çekerken psikolojik diyenlerdi. Her bünyede farklı seyrediyormuş hamilelik. Lütfen karşınızda mide bulantısından kıvranan insanlara psikolojiktir diyerek zaten sıkkın olan canlarını daha fazla sıkmayın. Psikolojik diyenlere de bu halimi şımarıklık görenlere de ve hatta bu halimi görmeyenlere de çok kırıldım. Bu dönemlerdeki kırgınlıklar unutulmuyor demişti bir arkadaşım. Umarım öyle olmaz. Ben zaten alıngan bir insanım. Ama siz siz olun hamile insanların kalbini kırmayın bence.

Hayalim hep filmlerdeki gibiydi. Neler neler aşericektim. Canım istemese de istiyor diyecektim. Olmadı. Grissini muz patates haşlaması ve beyaz leblebiyle geçti günlerim. (Ki şuanda artık onları yemekten de bıktığım için midemi bulandırıyorlar).Ve ağlayarak bol bol. Midesi bulanıyor diye ağlar mı insan? Ağlıyormuş. An geldi vücudumu saatlerce sabit tuttum. Sametin yanlışlıkla eli çarpsa vücudum milim kıpırdasa midem anında hortum oluşturuyordu içeride.

Canım samet. Bir kere daha teşekkür ederim. Bir dediğimi iki etmediği için. Her isteğimi anında yerine getirdiği için. En çok da beni herkesten benden bile daha çok anladığı için.

Ve kalp atışları konusu var bir de. Kalp atışlarını dinleyince çok duygulancaksın ağlıycaksın lafını çok duydum. Ama ben hiçbirşey hissetmedim. Hiç bir şey! Hamile kalmadan önce her bebek haberine anane gibi ağlayan ben kendi bebeğimde hiçbir şey hissetmiyordum. Hala etkilemiyor hatta beni.

Doğduğunda onu sevecek miyim düşüncesine sahip tek anne adayı ben değilimdir inşallah. (Bu cümleyi kurmak vicdanımı sızlattı)

Ama insanlara tuhaf gelse de ben içimde bi canlı taşıyor olmayı kabullenemedim. Yani şöyleki bana itici geldi. Bana bedenime yapışık bir şey fikri. Dışarda büyüseydi ya dediğim oldu. Tuhaf bi his anlatamıyorum.

Hala mide bulantılarım kusmalarım hissizliğim devam ediyor. Ama en azından artık ağlamıyorum. Kendimi zorlayarak da olsa sametle ikimizi üç kişilik aile profiline sığdırarak hayal ediyorum.

İçimi ferahlatan insanlar var. Iyi ki varlar. En başta bir kez daha yineliyorum ki samet. Sonra artık içimde değerleri daha da artmış olan arkadaşlarım.

Ama sorsanız bana sadece son 3 haftada vardığım bi karar var ki. Ikinci bir hamilelik hayal edemiyorum.

Yazmak istediğim daha çok şey var. Kafamı toparlayınca yazabilirim umarım.


Gaddar anne adayının ilk 2 ay notunu dinlediniz.

23 Ekim 2015 Cuma

Yüz yirmi iki

Bugün fazla hassas fazla şaşkın fazla ne olduğunu bilmez haldeyim.

Bugün evleneli 1 sene oldu.

22 Ekim 2015 Perşembe

Yüz yirmi bir

Yaş ilerledikçe çocukluğumuzdaki tadlara dönermiş damak zevkimiz. Çocukken en çok ne yemeyi sevmişsek yaş ilerledikçe en çok aradığımız tad o olurmuş.

Her anlamda çocukluğumuza dönmüyor muyuz? Başucumda ailemle güldüğüm en mutlu fotoğraflardan iki tanesi var. Birinde 6 yaşındayım. Diğerinde tahmini 15. Ne kadar da içten gülüyorum. Ne kadar da güçlüyüm.

Bugün çok duygusalım. Ters giden işlerim yüzünden mi, kendi geçmiş sorumsuzluklarıma olan öfkemden mi, her şeye geç kalmış olmamdan mı yoksa ailemin hepsini sahiplenip bana çözüm sunmaya çalışmasından mı bilmiyorum. Hala ve hala benim arkamı toparlamaya çalışmaları içimde sızı oluyor. Haketmiyormuşum gibi. Biliyorum evet çok saçma.

En güzel duygu hangisi diye sorsalar koşulsuz sahiplenilmek derim.

25 yaş sendromunda olmam muhtemel.

Ama aile önemli şey. Bu hayatta en önemli şey hatta. Değerini bilelim.

30 Eylül 2015 Çarşamba

Yüz on dokuz

"Mini mini bir kuş donmuştu" şarkısını bilen bir cicikuşum vardı benim. Masmavi. Boncuk boncuk bakanından hem de.

Hep derdim ki "allahım bu nasıl sevmek, önüme koysalar 50 tane mavi kuş, hangisi benim mikrobum ayırt ederim".

Ederdim de.

Kuşlardan korkan insanlardandım ben de. Sonra kardeşim çok istedi diye evimize geldi. Üniversitedeydim ben. Eve aydan aya geliyor kaldığım kısıtlı zamanda da onu yok sayıyordum (şimdi nasıl pişmanım).

Canım.boncuğum.

Pıtı pıtı gelip laptopun üstüne konardı. Ben kovardım kızardım bağırırdım o yine uçar gelirdi. Ne aptallık yaptığım. Affetsin beni isterdim.

Üniversiteyi bitirip eve döndüğümde nasıl olduysa çok bağlandım ona. Gelip boynumdaki minik kolyemle oynardı. O kadar hoşuma giderdi ki gagasıyla beni gıdıklaması.

Kuşları sevmem mi diyordum ben? Aģzımın içinden çekirdek yedirmeye bile başladım. Avcuma alıp tüylerini öptüm.

Bütün ev seferber olduk elif demeyi öğrensin diye. Demedi. Her şeyi söyleyen sıpa bi elif demedi. Canı sağolsun.

"Ölürse dayanamam" diyordum. Dayanıyorum. Ama bazen aklıma gelince ağlıyorum.

Başka hiç bir kuşa dokunamam. Hiçbirini yerine koyamam.

Seni çok özledim.

7 Eylül 2015 Pazartesi

Yüz on dört

Akşamki maçın galibiyetini şehitlerimize armağan ediyormuş.

Benim evladım abim kardeşim eşim babam gitmiş sen istersen bundan sonraki tüm maçları armağan et, kime ne, faydası ne, umuru mu kimsenin?

Bugün hayatımda bi şekilde var olan ya da sosyal medyadan çok büyük keyif aldığımı zannederek takip ettiğim çoğu insandan tiksindim.

Bugün bana sorarsanız siyaset için en ters gündü. Bugün sırası değildi.

Sokaklarda çıkıp "seni başkan yaptıracağız" demenin de sırası değildi, "çok biliyorsa oğlunu göndersin askere" demenin de, ya da bir çoğunun.

Sosyal medya hesabımda var olup bugünü siyaset meydanına çeviren kim varsa tiksindim.

Yazık. Biz olabilmek hayal, birlik olabilmek ütopya artık net. Bence.

3 Eylül 2015 Perşembe

Yüz on üç

Samet anlatıyor. Dünyadaki güç yarışını din savaşlarını dönen oyunları anlayamayacağımızı kendince fikirlerini amerikayı rusyayı çini osmanlıyı ve hatta haçlı seferlerini...

Umrumda değil.

Ben sadece tüm çocuklara kucak açmak istiyorum. Hepsini sarıp sarmalamak. Gögsüme hapsetmek her birini.

Keşke bunları görmeseler. Keşke tanık olmasalar.

Samet hala gücten bahsediyor. Hırstan.

Ben sadece çocukları düşünüyorum.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Yüz on iki

Hep mi var biten ilişkilerde arkadaşları paylaşma sorunsalı? Yoksa bi ben mi rahatsız oluyorum gördüğümde adını, duyduğumda sanını.

Yok canım, herkesler böyledir.

Bazen de... sadece onun anlayacağı espriler sadece onun bileceği bakışlar sadece onun görebileceği ayrıntılar.

Tutmak zorundasın kendini. Kangrene çevrilmesin diye belki yaran.

Zor işler.

Çok seneler önce Büşrayla koptuğumuzda bir daha olmaz dediğimizde ummadık anda öylesine başlayan muhabbetle her şey eskisinden sağlam oluvermişti. Geçmişi bir daha hiç konuşmadık. Hala konuşmuyoruz aradaki boşluğu. Daha sağlıklı.

Tavsiye ederim.

16 Ağustos 2015 Pazar

Yüz on bir: iyi ki doğdum

Bugün benim doğum günüm. 26 koca sene devirdim bugün itibariyle. Bir anne bir baba iki kardeş bir kocaman sevgi yumağı. Sahip olduklarım.

Hayat uzun mu kısa mı ayırdına varamayacak kadar gitgellerdeyim.

Önceki akşam eşimin teyzesiyle sohbet ederken onun ne kadar ince ruhlu olduğunu düşünüyordum. Ne kadar kırılgan ne kadar iyi niyetli ve karşısındakilere ne kadar da çok değer veren. Sonra bunu ona söyledim. "Ben önceden çok saftım şimdi yaşayarak akıllandım" dedi. Bu muydu kötü hali? Kendini kötü saydığı hali bile o kadar naifti ki.

Ben de öğreniyorum "akıllanmayı". Yaşadıkça. Bu bir gerçek. Herkes gibi, herkes kadar. Gördükçe, başıma geldikçe. Onun kadar naif olamam biliyorum ama yine de onun yaşına gelip ayna karşısına geçtiğimde içimde biraz olsun iyilik kalmış olsun istiyorum.

Çok olumsuz başladım bu sefer yeni yaş yazıma.

Oysa mutluyum. Hayatımın en mutlu dönemlerindeyim. Allah içimi soldurmasın.

Her sabah sevdiğin adamın gözlerine uyanmak neymiş ne büyük nimetmiş öğrendim.

Insan yaş aldıkça annesine benzermiş, öğrendim.

Ne verirsen onu almazmışsın, öğrendim.

Heybene yeni ve güzel kalpli insanlar katmak seni daha mutlu yaparmış, ögrendim.

Allah kimin eksikliğini çektiysen çok daha güzeliyle çok daha özeliyle yerini doldururmuş, öğrendim.

Ve sevgili kendim;

Yeni yaşın sana tatmadığın hisler yaşatsın, hiç olmadığın yeni kimlikler katsın sana, en büyük dileğim.

Özlemini duyduğun, olsa diye tetikte durduğun, önündeki tüm dilekleri ona bağlı tuttuğun, kendin olmayı başarıp mutlu olacağına inandığın ne varsa sahip olma yaşın olsun 27 yaşın.

Çok sev; içinde tutma.

Buruşuk yanakları daha çok öp. Bir gün yaşlanacağını unutma.

Bebek kokusunu daha çok çek içine, "daha zamanı var" deme. Hayat çok kısa.

Ailenle daha çok zaman geçir. Erteleme yapma.

Daha çok oku. Daha çok gez. Daha çok öğren. Daha çok çabala. Yorulma. Yorulmak için çok erken.

Yine söylüyorum tekrar ediyorum "çok sev".

13 Ağustos 2015 Perşembe

Yüz on

Allah sahip olduklarimizin acisini gostermesin. Ama bir de bence "var oldugu halde yoklugunu yasatmasin" hicbir seyin ve hic kimsenin.

Ben varliginda eksikligini hissettigim insanlarin yerini evlendikten sonra harika bir sekilde doldurdum. Ne kadar sukretsem az bu konuda. Hangi duygunun eksikligini hissettiysem ikili iliskilerde; evlendikten sonra "ikinci aile" grubundan en cok o eksik hislerimi dolduran insanlari sevdim benimsedim.

Allah acilarini gostermesin.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Yüz dokuz

Bu senenin en sancılı dönemindeyim bu ara. Dilerim boğuştuğum dalgalardan sağ ve yüzümde bir sırıtışla çıkarım.


31 Temmuz 2015 Cuma

Yüz sekiz

O kadar sıcak ki evin tüm pencerelerini açıp yine de bir rüzgar oluşturamayınca pes edip salonda klimayı açarak uyuyoruz ve sanırım o kadar zenginiz ki o pencereleri kapatmayarak bu serinlikten dışarısı da nasibini alsın istiyoruz.

O kadar sıcak ki evde temizlik bile yapamıyorum. 5 dk süpürüp en serin odaya salona koşuyorum 20 dk serinliyorum. Sonra 5 dk toz alıp yine 20 dk serinliyorum. Serin dediğim de yine klima serinliği.

Ben bu evi çok istemiştim. Sahip olduktan sonra her gören "aaa kliması da hazırda var ne güzel" tepkisi verince kızıyordum. Ya evim çok güzel sen klimaya mı takıldın şimdi?  Ama artık en çok o klimaya şükrediyorum. Bugüne kadar hiç bu kadar klimaya ihtiyaç duymamıştım. Annemlerin evinde klimayı açmak 40 yılda bir gelirdi aklımıza. Bu evde kapatmak 40 yılda bir geliyor akla.

Klima reklamı gibi oldu. Ama şu an en sevdiğim eşyam kendisi. Iyi ki varsın tadında bir şiir bile yazabilirim kendisine.

Benim canım klimam
Sensiz bu evde iki dakika duramam
Umrumda değil faturayı kabartman
Iyi ki varsın benim canım toshibam

12 Temmuz 2015 Pazar

Yüz altı

Hayatımın en güzel haberleri elbetteki bebek haberleri. Hep en çok sevindiğim haberler oldular.

2 hafta önce evimizdeki bayramın sebebi de yine bir bebek haberiydi. Teyze-dayı oluyoruz kolay mı?

Haberi öyle pat diye aldım ki o şaşkınlıkla nasıl bi çığlık attıysam "Aslı hamileymiş" diye, Sametin bile gözleri ışıldadı.  Ben hamile olsam bu kadar sevinir miydi bilmiyorum açıkçası. Markete gidiyordu o sırada. Dönünce "kesin miymiş" diye sordu.

Ertesi gün doktora giden Aslı haberi bana verince ben de Samete verdim. Akşam evimizde bayram havası. Halay çekecek kıvamdayız. Ağzımızda sürekli bebek lafı. Ne istekmiş bizdeki arkadaş. Birileri doğursa da sevsek diye tetikteymişiz meğersem.

Samet dayı Aslı hala olamayacağı için, e benim çocuklarım halasız kalmasın, Aslınınkiler dayısız olmasın diye, biz şimdi sametin dayı olacağı şubat ayını bekliyoruz. Aslı biraz daha bekleyecek muhtemelen hala olmak için :)

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Yüz üç

Bir Ispartakule gerçeği. "Sizi hayattan soyutlanmış zanneden market sahipleri"

Yaklaşık 1 ay önce Amasyada Hülya teyzelerde bir akşam vakti oturmuş kiraz yerken Samet teyzesine "bu kirazlar sizin bahçeden mi" diye sordu. (Evet kiraz bahçeleri var ne şanslılar). Teyzesi de güldü "bahçeye gitmeye üşendiğimiz için pazardan kilosuna 2 lira verip kiraz alıyoruz" dedi.

Yediğim kiraz boğazıma takıldı. Şaşkınlıkla "2 lira mı" dedim. Zira o tarihte bizim burda kirazın kilosu 22 liraydı.

Aradan 1 ay geçti. Bizim burada kirazın kilosu 18 lira. En son perşembe günü akşam kiraz yerken whatsapp aile grubumuza "kirazın fiyatı neden düşmedi bu sene hiç" yazdım. Yazmaz olaydım... ögrendim ki silivride, Başakşehirde, ümraniyede kirazın kilosu en fazla 6 liraymış!

Dayanamadım arkadaşlarıma sordum. Hepsinden en fazla 6 lira cevabı alınca bir şok daha yaşadım.

Bizim burada neden 18 lira arkadaş?

Tek markette de değil hepsinde aynı fiyat nerdeyse!

Ispartakule Bölgesi diyorsunuz anladık ama burdan başka bir dünya görmediğimizi duymadığımızı mı düşünüyorsunuz nedir?


30 Haziran 2015 Salı

Yüz iki

Evimde ilk iftar davetimdi bugün. Güzeldi de.

Hakanı eleyen acunun programını hala izleyerek para kazandıran kocama burdan selam gönderiyorum.

Begüm çok iticisin gülüm.

26 Haziran 2015 Cuma

Yüz bir.

Bugün evimde ilk yalnız gecem. Tuhaf hissediyorum o yüzden. Insan yalnız kalınca daha hassas daha derin düşünüyor bu bir gerçek.

8 aydır evliyim. Sağdan bakınca ne uzun bir süre. Ama soldan bakınca "daha 8 ay mı oldu" diyor insan. Ilginc.

Neyse konumuz bu değil.

Yaşadığım her anının hayatımda bir basamak olduğunu öğrendim artık. O yüzden "neden bu kadar terslik üst üste beni buldu " diye sormamaya çalışıyorum. Belki bu da bir basamaktır. Başka kapılara vesiledir. Ya da belki geçmişteki hatalarıma bedeldir. Ama öte yandan neden insanların anlayışsızlığı yüzünden hayatımdan yarım sene kaybediyorum diye üzülüyorum.

Neyse ne demiş ünlü survivor serenay "hakkımızda hayırlısı olsun".

Kısmet be gülüm.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Yüz

Bilmem ki nasıl anlatılır kız babası olmanın zorluğu.

Bakışlarından mı bilmeli kalbini kıran sözleri? O yüzden mi kızarken bile kelimeleri en özenli şekilde seçmeli.

Soranlara "kızım" demek yetmez ki baba olmak için. Haklarına saygılı olmayı gerektirmez mi? Adına kararlar almak gerçek bir babanın işi değil ki. Baba dediğin "kızının mutluluğunu istemez mi".

En çok "önce kızını" düşünmez mi kız babası denilen. En çok kızına sevinmez mi.

Baba olmak zorken kız babası olmak daha mı zor ne?

Ah şu "benim babam süper babam" kafasında baba gösterişçisi kızları hep kınadığım için mi bilmem, bu yazıyı yazmak istedim not etmek istedim.

Hayatım boyunca bana ben olmam için fırsat veren adama teşekkür borcum çok büyük. Neyi istediysem pişman olacak olsam da kararlarıma saygı duyduğu için.

Geçen sene bana aile olmanın gereklerini anlatırken ve ailem olmadığını düşündüğüm insanların beni kırması ardından bana nasihat ederken babam, ne çok kızmıştım ona "onları değil beni savunacaksın" diyerek.

Ondan başkasına baba dememin onu üzeceği korkusuyla ağzımdan hala dökülemeyen o kelime için, bana bunun insanlar için önemini anlatırken geçen gün..

Düşündüm de ne zordu gerçekten baba olmak.

Keşke daha net yazabilsem, becerebilsem.

Allah ömrüne ömür katsın.

8 Haziran 2015 Pazartesi

Doksan sekiz

Çok nadirdir bir insana tüm kapılarımı açabildiğim. Çok nadirdir bir insana kendimi bırakarak sarılabildiğim. En yakın arkadaşlarıma bile çok az sarılmışımdır muhtemelen.

Bir anneme bir samete sarılabiliyorum içimden geldiği her an. Evet sadece ikisine bu denli.

Aslında şey diyecektim. Bir gün sametin babannesi bir olay anlatırken ben onun gözlerini izliyordum. Anlattıkları bitip yüzüme baktığında ve benden anlattıkları ile ilgili bir yorum beklediginde "ne kadar güzel gözlerin var" derken buldum kendimi.

Ne kadar sıradan belki. Ama birine içimden geldiği için içimden geçenleri söylemiş olmak çok olağanüstüydü benim için.

Dün babanneyi memleketine gönderdik ve sanırım gittiği için üzüldüm. Özleyecek olmam muhtemeli yüksek ihtimal olduğundan......

1 Haziran 2015 Pazartesi

Doksan altı

Şu bazı ismini vermek istemediğim düşünürler ne de haklı düşünmüşler aslında din konusunda. "Hakkından gelemediklerimi hakkından geleceğini bildiğim birine devredebilme" hissi pahabiçilemez.

Hayatım boyunca ikinci kez hakkaten içimden geçire geçire hakkımı helal etmedim birilerine.

Uğraşmakdahi istemedim kalp kırıklarım içimi kemirse de işte. Allah lafını ağzından düşürmeyenlerden Allah sorsun hakkımı madem.

Facebooktaki atarlı tayfa gibi yazdım farkındayım. Söz bir daha dalga geçmicem onlarla. Neler yaşayıp da öyle şeyler paylaştıklarını bilmiyoruz sonuçta  :)))

29 Mayıs 2015 Cuma

Doksan beş

Damat sadece kokusuyla beni büyüleyebilen bir magaza. Her ne kadar gömleklerini ütülerken cinnet geçirsem de pantolonlarının kalitesini beğenmesem de yine de ne zaman Samete bir şey alacak olsak ilk damat'a gitmek istiyorum. Her gittigimde de "kokunuzla çekiyorsunuz" diyorum. Bugün mall of istanbulda sadece kokusunu takip ederek magazayi buldugumda da buna bir kez daha emin oldum.

Telefonumu magazalarinda unutmusum. Ustune 1 saat daha dolasip eve donmek icin otoparka indigimizde telefonumun yoklugunu farkettim. Samet aradi ve biri acti. Neyse... telefonumu almaya gittigimizde beyefendi bize "sarjiniz yuzde 10du ben de sarja taktim" dedi. 

Nasil dusunceli insanlar ama :) 

Suan bu yaziyi o kibar beyfendinin doldurdugu sarjla yaziyorum. Bu bir reklam yazisi degildir.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

doksan dört : çok şükür bin şükür

Özgürce dağıtabildiğim bi evim var. Canımın istediği yemeği pişirebildiğim bi mutfağım.
sağlıklıyım. Pürüzsüz bi cildim var.
çok sevdiğim ve aslında sürekli "keşke seni ben doğursaydım" diyerek -piskopatça sevdiğim- bi adam var.
gördüğüm korkunç kabuslar sonunda artık uykuya dalmakta zorluk çekmiyorum çünkü yalnız değilim.
bi işim var (sürekli olmayacak olsa da). Okula gidip gelirken bana eşlik edecek arkadaşlarım var. Ispartakulede yalnız değilim artık (yaşasın).
öğrencilerim var. Çok sevdiklerim var aralarında. Ve hakkaten nefret ettiklerim. Nefret ettiğim için kendimi suçlu hissettiklerim. (Çok garip bi konu bu da ayrı).
Bi ailem var. Uzakta olsalar da özlediğimde gidip görebildiğim. Her uçak sarsıntısında yüreğim hoplarken aklıma düşen tek şey ailem. Her depremli rüyamda sarsıntı esnasında aradığım ailem.

Bilmem. Mutluyum işte. Gerçekten. Sağımdaki gri koltukta uyuyan adama bakıyorum; sarı lambaderimizin yansıttığı loş ışıkta. Hayatımda ilk kez survivor izliyorum samet seviyor diye. Merve aydına gıcık oluyorum (sadece ismi yeter aslında).

Bilmem mutluyum işte. Hayalini kurduğum bi tablonun içine ışınlanmışım sanki. Sahip olduklarımla beraber hapsolsam ya buraya?

29 Nisan 2015 Çarşamba

doksan üç

Her şeyde bir hayır var. Hayıflanıyordum bu okulda çalışmaya başladığımda. Aldığım ücret saçma bi rakam olduğu için. Bi yandan da bu dönemi öğretmen olarak geçirmek zorundaydım tabi orası ayrı. Ya da "lisede öğretmen olmak"tan rahatsızdım başta. İstemiyordum hiç.

Ama bugün bakıyorum da bi tecrübe daha oldu bana. Küçük çocuklardan sonra seni anlayan (bi kısmını tenzih ediyorum elbette) sana kimi zaman arkadaş olan öğrencilerinin olması çok keyifli.

Fakat bu okula gelmemdeki en önemli hayır Ispartakulede arkadaş edinebilme hayrıymış. Bugün bir kez daha hissettim.

26 Nisan 2015 Pazar

doksan iki

Vaktiniz varsa fırsatınız varsa gidip görün : karanlıkta diyalog.

Öğrencilerim gezi sonrası o kadar övdüler ki bu haftasoni gidip gördüm.

Karanlıkta 1buçuk saat. Görme engellileri anlamak için. Onların anlatımıyla "görmezler".

Girişte görme engelli rehberimiz "aranızda karanlık fobisi olan var mı, asansörde saniye sayan, uçak inişe geçtiğinde bişeylerle oyalanmaya çalışan?".

Evet hepsi benim. Hepsi ben. Napıyorum burda dedim. Bilen bilir bilinmezlikten çok korkarım. Çıkmak istedim hiç başlamadan. Iyi ki çıkmamışım.

9 kişilik bir grup görmez bir rehberle mana gidip meyve seçtik duyularımızla. Vapura bindik elimizdeki sopalarla. Tramwaya bindik Boş koltuk seçtik. Görmeden yazı yazmayı denedik.

Ilk etapta sametin burnundan ayrılmamaya gayret edip durdum. sonra alıştım gerçi.

Ben de karanlığın ve görmez olmanın hissettirdiği en büyük şey yalnızlık oldu sanırım. Görmemek beni yalnız hissettirdi. Sanki gördüklerim mi yok ediyor yalnızlığımı. Cok sacma.

Hiç tanımadığımız insanlarla birbirimize yardımcı olmaya çalıştık sanki birbirimizden farkımız varmış gibi. Birbirimize çarptık sesimizi çıkarmadık. Hatta çok utanıyorum ama bi ara başka birinim elini tutmaya kalkıştım bile samet zannederek! Ama garipsemedik. Heyyy biz görmüyoruz. Tuhaf olansa 1bucuk saat bitip çıkınca birbirimizin yüzüne bile bakmadık.

Rehberimiz 33 yaşında bir beydi ve 22 yaşında gözlerini kaybetmişti. Ne büyük imtihan.

Işığınıza kavuşabilirsiniz diyerek bizi aydınlığa uğurladığında utandım nedense.

Gidip görülmeli. Ya da görülmemeli.

21 Nisan 2015 Salı

doksan bir

Az önce okulumuz öğrencilerinin hazırlamış olduğu kutlu doğum programını izeldim. Neden bilmem ama aklıma ender hoca geldi. Lise anılarım zihnimde dans etti durdu program boyunca. Kitaplığımda ender hocanın hediyesi bikaç kitap var.

Hocam bu kitap benim olabilir mi diye istediğim sonrasında "değerlidir kitaplarınız hediye etmezsiniz ki" diye çirkefleştiğim ve ender hocanın ilk sayfasına imza atıp bana hediye ettiği bir kitap da var aralarında.

Program diğer derse sarkıp bittiğinde sınıfa çıktık, kalan zamanımızı boş değerlendirirken hüseyin geldi yanıma. "Hocam bu kalem benim olabilir mi" dedi.

Ali ömerden arakladığım. Uçlu kalem gibi görünen ama tükenmez olan kalemim. Herkesin görüp beğendiği ama kırtasiyelerde bulamadığı kalemim. Ben de bulamadım bir benzerini dahi bu güne dek.

"Olsun" dedim. Senin olsun. Ne kadar ki kıymeti alt tarafı kalem işte. Kalemimle kitabıma adımı yazdı hüseyin ve teşekkür ederek aldı gitti.

"Hiç böyle bi kalemim olmamıştı bu kalem çalışkan öğrenci kalemi" dedi :)

9 Nisan 2015 Perşembe

doksan

En fazla 10 yasindayimdir. Milkanin beyaz cikolatasina asigiz. Ali omer ve ben. Her alisverise gidisimizde aldigimiz ilk sey. O donem genellikle alisverislerimizi yimpastan yapiyoruz. Buyuk marketler bu kadar yaygin degil cunkisi.

Nasil mutluluk o beyaz cikolatayi agizda eriterek yemek.

Aksam okul cikisi markete ugradim. Fakat ne alacagimi bilmeden. Oylesine. Gozume milka beyaz carpinca aldim.

Film izlerken ve beyaz cikolatamizi agzimizda erite erite yerken yanimdakinin ali omer degil de samet olmasini garipsedim.

O kadar garip bir andi ki bu evi evliligi sameti her seyi garipsedim. Sanki 10 yasindaymisim da 10 dakikaligina gelecege isinlanmisim ve o an o 10 dakikanin icindeymisim gibi.

kendimi yaslanmis ve aslinda sanki hic yasamamis hissediyorum. Tuhaf.

seksen dokuz.

Bir havaalaninda mahsur kalmisken yazmak degildi niyetim aslinda. Kismet.

Seneler once, hani dusundugumde kendimi yasli hissettirecek kadar seneler once, birlikte kutladigimiz ilk dogum gununde ne kadar mutluysam simdi de o kadar mutluyum. Hem belki daha bile cok kimbilir.

Her ne kadar gece 12de seni uyandirip dogum gununu kutladigimda "tamam saol sabah erken kalkicaz" diyerek uyumaya devam etsen de, tam icimden "hata bende" diyorken elimi optun. Uyku sersemiydin. Mutlu oldum işte. Anlayamazsin dalgalarin o kopurmesini.

(Devamını bana getirtmemiş olan "bakma yazamıyorum dediğim halde inadına bakarak "yazmıyorum işte" dedirten kocama doğum günü şeysidir bu yazı. Önceden yazılmış taslaklara atılmıştır)


31 Mart 2015 Salı

seksen yedi

A diye çıktığım yolda şimdi D için çabalıyorum kendi çapımda. Ama ne Byi elde edebildim ne Cye göz kırpabildim.

Kime neye nasıl ne için kızmalıyım kendime ne diye saldırmalıyım. Bilemiyorum.

Artık vaktim de yokmuş gibi zaten. A gelse B olsa C kapısını açsa D adımı bağırsa "i am sorry i am late" diyecekmişim sanki.

Bugün tuhaf duygular içindeyim.

25 Mart 2015 Çarşamba

seksen altı.

Yıllar önce Halide Teyzeyi kaybettiğimizde de hissetmiştim bunu. Ama o durum özel olduğu için böyle hissettim zannetmiştim. Değilmiş.

Değil.

Kimin annesi olursa olsun bir annenin ölümü bir babanın ölümü acıtırmış canımı. Düşmanım da olsa böyle hissederim sanırım.

Öğrendim. Bir ölü morgda nasıl öpülür. Tabuta nasıl yerleştirilir. Gasilhaneye nasıl teslim edilir. Ölü bedenin aman canı acımasın diye nasıl da dikkat edilir. Bir ölü nasıl yıkanır. Nasıl kefenlenir. Kefenli bir anneanne nasıl da pamuk gibi güzel görünür. Nasıl gömülür. Insan bu soğukta bırakıp dönmeyi nasıl istemez.

Öğrendim. Ömrümün 5inci kaybında hepsini öğrendim. Malesef.

Artık içimde bir çentik daha var.


19 Mart 2015 Perşembe

seksen bes.

Ülkemizdeki sosyal hizmetleri şiddetle kınıyorum.

Sokaklardaki çocukları toplamadıkları için.

Her gördüğümü alıp götürüp bi yerlere teslim etmek istiyorum. Ben araba içinde üşürken (ki çok zor üşüyen bi insanımdır normalde) bu çocuklar üstleri incecik halde arabaların etraflarında koşturuyor.

Samet diyor ki "bak şu grup daha oyun derdinde. Arabalar durmuş umurlarında değil"

Evet bi grup bi köşede kırmızı ışığın yanmış olmasını önemsemeden yada farketmeden arabalara yapışıp dilenmek yerine kendi aralarında kahkahalar atarak ellerindeki fısfısları birbirlerine sıkıyorlar. Çok normal. Çünkü hepsi oyun çocuğu. Hepsi oyun yaşında. Yazık değil mi?

O kadar duygusalım ki son zamanlarda her bir çocuğu bu halde gördüğümde ağlıyorum.

Keşke tüm çocukların mutlu olacağı ve "yok" ne bilmeyecekleri bi dünyaları olsaydı.

Ve tabiki 3 aylık bebeği arabada bırakıp akraba ziyaretine giden anne babanın çocuğu da alınmalı elinden.

Ama alıp kime vereceksin işte bu devirde. Kime güvenip kimsesiz bi çocuğu teslim edeceksin. Tecavüzcü sapık katil dolu etrafımız.

Ne iç sıkan bi not oldu bu böyle.

6 Mart 2015 Cuma

seksen dört

derse girmeden 10 dk önce kanserli anne gamzenin vefat haberini okudum. Ciddi manada çökmüş halde girdim derse. Allahtan sadece 2 dersim vardi.

Cikista eve yurudum ogretmen 2 arkadasla. Ama keyifsizdim.

Eve geldim. Sameti bekledim. Evde olmasi gereken saatte "gecikicem sarjim az" diye haber verdi. Canim sıkıldı iyice.

Agladim agladim agladim. O gelene kadar agladim. Canim o kadar sıkkın ki hala. 

Son gunlerde bazi sebepleri stres yaptim. Sonra gamzeyi okuyunca cok uzuldum. Seneler once ilik aranirken de cok uzulmustum. 

Gec geldi samet. Beni zirlarken bulunca hadi cikalim yuruyelim dedi. Giyindim indik asagiya. 

Suprizi varmis megerse bana. Araba almis.

Dun baktigimiz arabayi almis. 

2 ekmek aldi der gibi yaziyorum ama aylardir araba aradigimizi dusunursek baya buyuk olay bizim icin. Sadece canimjn sikintisindan daha olayi idrak edemedim,

Birazcik mutlu oldum. 

Ama hala huzursuzum.

22 Şubat 2015 Pazar

seksen üç

Meslek lisesinde meslek derslerine giriyorum bu dönem.

Ozel egitim konusuna giris yaptigimizda kizlardan biri "hocam gerizekalilari mi ogrenicez ya" dedi ergenligin getirdigi espiri yaptigini zanneder bi tavirla.

En nefret ettigim tavir. Biraz terslemis olabilirim. Uyardim. Gelecegin egitimcisi (orasi mechul gerçi ama bu baska bi konu) olarak yol gostericisi olarak once kendi algisini ve bakis acisini duzeltmesi gerektigini anlattim.

Zira bizim en buyuk problemimiz bizden farkli olana saygi duyamiyor olusumuz.

Yazik. Gencecik bi cocuk sozde bi dava ugruna yasamini yitiriyor. Daha kotusuyse bu olum sonrasinda geride kalanlar daha da atesleniyor daha da bileniyor.

Milliyetci yanim istah kabartacak sekilde olmadigindan belki de ulkucu zihniyeti anlayamadim hic.

Ama bu dava catismalarini hic hic anlayamadim.

Neden yapamiyoruz bir arada neden yasayamiyoruz? Cok mu zor?

Ne cok kotu haberlere uyandik son zamanlarda.

Minibuse binmekten mi korkalim artik yoksa ayni yastigi paylastigimiz eslerimizden mi?


14 Şubat 2015 Cumartesi

seksen iki

Cok renkli gunler gecirdim. Cok sukur.

Evimin ilk yatili misafirlerini agirladim once. Iki can ici iki hala parcasi. Kuzenlerim. Dugunumden sonra ilk kez bir araya gelebildik.

Su yasima kadar kiz kardesi olanlari hep kiskanmisimdir. O yuzdendir ki sanirim kuzenlerim onemli benim icin. Ne de olsa cocuklarim onlari teyze bilecek.

Sonra lise arkadaslarimi agirladim. Seneler gecse de arkadaslik samimiyet hep baki kaliyormus. 10 sene gorusmesen de 10 sene sonra bir araya geldiginde kaldigin yerden devam edebildigin arkadasliklari seviyorum. Sanirim benim samimiyet anlayisim bu. Aradaki bosluklari es gecebilmek.

Ve ise basladim. Hic niyetimde yokken bir anda oluverdi. Anasinifi ogrencilerine alismis olsam da onlardan vazgecemeyecegimi bilsem de aldigim formasyonun getirisi olan stajdan yirtabilmemin tek yolu lise ogretmenligiydi. Sans bu ya, evimin dibindeki meslek lisesine cocuk gelisimi ogretmeni araniyormus.

Ama sorsaniz bana yine anasinifi ogrencileri derim. Lise ogretmenligini sevmedim.

2 Şubat 2015 Pazartesi

seksen bir

Çocuk kokusu çok başka. Insan kokuyu aldı mı özlüyor resmen çok ilginç.

Malesef daha vaktimiz var bizim. Evet gerçekten malesef.

2 hafta üst üste yeni doğan ziyaretine gidince ikisini de özledim napiiim.

Arkadaşlarıma ısrarcıyım çocuk yapın da sevelim diye. yumuk yumuk koklayalım.

Çocuklarla iletişim kurmaya çekinen biriyim bi de ben. Komik di mi ne biçim öğretmenim ben böyle.

Ama ilk gördüm çocuğa nasıl davranmalıyım kestiremem genelde. Hemen hooop oyun moduna giremem işte.

Bi zaman geçmeli ikinci sefer üçüncü sefer daha bi özümü açabiliyorum kendilerine.

Ay uzatmıycam. Bebek sahibi insan arıyorum ara ara sevmelik işte.

29 Ocak 2015 Perşembe

seksen.

Senelerdir benimle yasiyormus gibi hissediyormus. Sanki 3 aydir degil de 30 senedir gibiymis.

Iyi bisey mi kotu bisey mi bilemedim o yuzden o "iyi bisey" dedigi icin iyi bisey olduguna inandim.

Simdi uyuyor.

Diyorum ki "bi cocugum olana kadar en cok seni sevicem".

"Acaba ben de en cok cocugumu sever miyim" diyor.

Bazen hayattaki en yakinimin o oldugunu hissediyorum. Bazen degil cogu zaman. Belki de her zaman.

Ve en buyuk korkum bunu hissedememekti yillar once.

ne kadar sukretsem az gelir.


26 Ocak 2015 Pazartesi

yetmis dokuz

Kardes cok baska bir sey. Atsan atilmaz satsan satilmaz.

Bizzat yakimen sahit oldugum olaylarda nasil da gelisiguzel "boyle bir sey gelse basima acimam silerim kardesimi" diyebilmisim zamaninda. Yetmemis kardesime donup "sen bunu bunu yapsam silerim seni simdiden haberin olsun" demisim de o da bana "ben bunu yapar miyim sence?" demis.

O gunu dusununce simdi korkuyorum. Kinadigini yasarsin demisler ya, hani dusununce kinamadim diyemem ama cok da buyuk konusmusum bundan korkuyorun.

Allahim diyorum, aklima geldikce, lutfen beni kardeslerimle imtihan etme. Iki arada bi derede kalacak mevzular yasatma. Ettigim buyuk laflari toyluguma ver.

Hani ortada bisey yok da ya olursa korkusu sacma sekilde :)

Yazi yazarken gulucuk koymayi da hic sevmem aslinda.

17 Ocak 2015 Cumartesi

yetmis sekiz

6 yasindan beri ogrenciyim. Yani yaklasik 20 senedir. (Yasimi acik etmedim 19 yasindayim hala)

2 lise bitirdim  (cunku cok zekiyim ya ondan).

Hufff.

Samet okurken yazamiyorum.

Bi amasya universitesi kalmisti sanirim ogrenci listelerinde ismimin yer almadigi. O isi tamamlamaya gidiyorum.

Bu da 2014un hayatima getirdigi artilardan biri daha.


15 Ocak 2015 Perşembe

yetmis yedi.

"Incirler olana kadar kalsaydın bari" melodisiyle uyandirildim bu sabah. Ne gordu ruyasinda samet bilmiyorum. O da bilmiyor. Ama bu notalarla uyanmis o da.

Ruyalarimiz bu ara gercekten cigrindan çıktı zaten. Dun aksam bacaklarimin protez oldugunu gordum mesela.

Neyse. Ruyalari anlatmak degil niyetim.

Ben de onu bu sarkiyla ugurladim iste. "Incir olana kadar kalsaydin bari. Gitme iste ise bi guncuk".

Su sira her sabah agzimdan "bugun ise gitmesen olmaz mi" cumlesi dokuluyor. 5 yasindaki cocugun babasini ise gondermek istememesi gibi.

Aslinda en cok pazartesi gunleri gitmesin istiyorum. Sonra alisiyorum.

Benim pazartesi sendromum da bu iste. Esini ise gonderememe sendromu.

Haftasonlarimiz dolu dizgin hep dip dibe gecince pazartesi sabahi elim bi boslukta kaliyor sanki.

Eeee sen de evde durma o zaman* diyebilirsiniz. Ki cogu insan soyluyor bunu.

Ama ben evimi o kadar cok seviyorum ki markete gitsem evimi ozluyorum. Zaten evcimen ev sever bi insandim ama simdi bu derece ev bagimlisi bi insana donustum. Canim su kapidan disari adim atmak istemiyor haftaici.

Bazen aksamlari sinemaya yuruyuse vs gidiyoruz. 1 saat sonra yuzum degisiyor. "Evi ozledin di mi" diyor samet. Evet evi ozluyorum.

Yarin obur gun calismaya basladigimda nasil ayrilcam bilmiyorum.

Haftasonu 2 gun sehirdisinda olucaz. Ve nasil uzak kalabilcem merak ediyorum.


6 Ocak 2015 Salı

yetmiş beş.

Dünya o kadar benim etrafımda dönüyor ki bazen, kızıyorum kendime. Her ok beni gösteriyor herkes benim için çalışıyor sanki.

Bazen de neyi affedemediğimi bilmeden affedemiyorum insanları. Neleri biriktirmişim de ağır gelmiş bilmiyorum tuhaf şekilde.

Bizim buraya neden kar yağmıyor anlamıyorum. Evi alırken "her açıdan çok korunaklı bölge" demişlerdi de bu kadarına pes. Ne yağmur yağar ne kar. Hep güneş hep güneş.

Daha 2 buçuk aylık evliyim ve daha şimdiden akşama ne yemek yapıcam stresinden sıkıldım.