16 Aralık 2016 Cuma

Yüz kırk dokuz

27 yıllık hayatımda kendime öğretemediğim ama Çınara muhakkak öğreteceğim bir şey var; kırıldıysan söyle. Rahatsız oluyorsan söyle. Sevmiyorsan söyle. İstemiyorsan söyle. Cevabın hayır ise söyle.

Çoğu insan ne kadar alıngan olduğumu bilmez. Çünkü alındıysam da kırıldıysam da önemsemiyormuşum gibi yapar güler geçerim. Oysa ufacık bir bakış yüzünden tek bir kelime yüzünden sahibinden habersiz uzun süre kendi içimde küs kaldığım olmuştur.

Aslına bakarsanız, ne zamanki susmuşsam muhtemelen bir şeye kırılmış ve mıhtemelen hala kendi içimde çözümlememişim demektir.

İnsanların sen sustukça arsızca devam etmeleri ise çok başka bir konu. Bazen içimdeki fırtınalara yenik düşüp bir yanım "sor hesabını" dese de o yanımı her daim susturan bir yanım daha var.

İnsanları anlamıyorum. Bazen gerçekten anlamıyorum. Samet okursa kızacak. "Neden bu kadar önemsiyorsun" diye.


6 Aralık 2016 Salı

Yüz kırk sekiz

Hamileliğimden beri ayak ağrısız uyuduğum ya da ayak ağrısız uyandığım tek bir gün bile yok. Çünki artık şüşkoyum.

Hala artı 10 kilodayım. Çakılı kaldım. Onca yorgunluğa rağmen hem de. Sadece anne olsam bu kadar yorulmazdım muhtemelen. Ama hem anne hem temizlik mühendisi hem aşçı ve hem de öğrenci olunca inanılmaz yoruluyorum. Özellikle son zamanlarda Çınar'ın  artık hiç yerinde durmayan bir bebe'ye dönüşmesi tüm işlerimi Zorlaştırdı. Tüm gün kah yuvarlanarak kah boğuşarak kah gülerek yorulduktan sonra, onu uyutunca yatıp ayaklarımı uzatmak istesem de, gündüz uykularında ev işi ve yemek, akşam uykularında okul ödevleri notları tez makaleleri derken bir bakıyorum dinlenmeye yine vaktim olmamış. Yine de ne serden vazgeçebiliyorum ne yardan.

Doğum yaptığım günden beri tek başıma yetişmeye çalışıyorum tüm bunlara. Çünkü yardım istemekle ilgili problemlerim var. Çünkü malesef yardım istediğime pişman olduğum vakalar var. İstemeseydim daha iyiydi dediğim durumlar da var.  En iyisi kendi yağımda kavrulmak. 

Bazen Çınar'ı babasına bırakıp diğer odaya geçtiğimde bile vicdan azabı çekiyorum. Onsuz geçirdiğim her dakika ona haksızlıkmış gibi sapkın düşüncelerim var. Zaten anne sütünü de memeyi de reddeden bir çocuk, bari aramızda bağ oluşsun diye onsuz dakika geçiremeyecek hale geldim. 

Yazasım yok. 

30 Kasım 2016 Çarşamba

yüz kırk yedi

Altıncı ayında bebeğinin odasını ayırabilen annelere hem hayranlık hem şaşkınlık duyuyorum. Nasıl başarabiliyorlar? Ben daha yatağımı bile ayıramadım nerede kalmış odasını ayırmak. Hoş odasını ayırmaya kalkışsam gönderecek bir odam da yok ama konumuz bu değil :)

Hamile olduğumu öğrendikten sonra hiç "nasıl bir beşik almalıyım" diye düşünmedim. Sadece "next to me nin hangi rengini almalıyım diye düşündüm o kadar. O zaman bile benden uzakta uyuması fikrini düşünmemişim bile. Hatta bir çok insan "o beşik çok küçük anca bi kaç ay kullanabilirsiniz kullanışlı olmaz" dediğinde "odamız küçük" dedim geçtim. Oysa arka planda sametle birbirimize "ya zaten bizimle uyuyacak bu beşik bile fazla" dedik.

Doğrudur yanlıştır tartışılır ama ben sanırım evlendirene kadar oğlumla uyuyacağım :)

Çınar Kaan beşinci ayını doldurdu ve hala çoğu zaman ortamızda uyuyor. Çoğu zaman uykusunda beşiğinden yatağımıza alıyorum. Çünkü anne yanı olan beşiğimiz benim solumda kalıyor. Fakat çoğunlukla sağıma dönme ihtiyacı duyuyorum ve ona arkamı döndüğümde onu kenara atmışım gibi hissediyorum. Böyle sapkın hisler içindeyim. Velhasıl bazen sarılarak bazen itişerek üç kişi beraber uyuyoruz.

Konuşmaya başlayıp "eee yeter be bıktım sizden. Oda istiyorum yatak istiyorum ayrı uyumak istiyorum" diyene kadar da böyle devam edicez sanırım.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Yü kırk altı

Ölüm. Dile ne kolay. 4 harf iki hece.
Ya annesine? Abisine ablasına halasına dayısına ömründe sayılı kez görüştüğü dıdısının dıdısına?
Ölenlerin arkasından hep onunla anılarımı düşünür ve bu anılarımda yüz ifadesi nasıldı tekrar tekrar zihnimde canlandırırım. Mutlu muydu? Gülüyor muydu? Öyle kalsın.
Ölümlerden çokça etkilenen bir insanım. Hep derim; ölülere sadakatim yaşayanlara olandan fazla. Neden bilmem ama sağken arayıp sormadığım insanları bile öldükten sonra her duamda anarım. Böyle de tuhafım.
Tek anımın bir yılbaşı gecesi eğlencesi olması manidar olsa da, gülen yüzü yine zihnimde olan güzel bi insan için dün gece çok insan göz yaşı döktü.
Allah mekanını cennet etsin. Çektikleri günahlarına kefaret sayılaın inş.

16 Ekim 2016 Pazar

Yüz kırk beş.

Büyürken, yaş alırken, ömrümüze bereket hayatımıza renk ve yaşantımıza yenilikler eklenirken; dilerim hep destekçi insanlar olsun yanımızda. Destekçi gibi görünen köstekçi insanlar değil. Ya da destek olduğunu zanneden, gerçekten bizi düşündüğünü savunan ama aslında ruhumuza da benliğimize de en önemlisi bir bütün olarak bize zarar verip farkında olmayan insanlar değil.

Zihnim bir konuya odaklanıp çözüm bulamadığında "beynim düğüm düğüm oldu" derim.

Ve haftalardır beynim düğüm düğüm oldu.

Kangurusunda mutlu, okulda huzurlu ve yeniliklere hevesli bir oğlum var. Aynı zamanda bana destek olmayan bir eşim. Evet bunu söylerken üzülüyorum ama öyle malesef.

Hayallerimi süresini bilmediğim senelerce erteledim. Ve bunun için yıllar sonra eşimi suçlayacağımı biliyorum. Arkadaşlarım başarmanın haklı gururunu yaşarken ben sadece üzülerek bunca sene uğraş verdiğim ve sona yaklaşmışken ertelemek zorunda kaldığım ve belki de vazgeçmek zorunda kaldığım için üzülücem biliyorum.

O kadar biliyorum ki; bir kısmına şimdiden üzülerek ilerideki üzüntümü hafifletmek için çabalıyorum belki de.

Her konuda destek verdiğiniz biri tarafından destek görememek canınızı sıkıyor. Ama yine de gülümsüyorsunuz işte.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Yüz kırk bir

Doğurdum da geldim. Ömrümün en eşsiz deneyimini bir ameliyathanede yaşadım da geldim. Duyduğum en özel ağlama sesini işittim de geldim.

20 haziran sabahı herkesten habersiz sabah 8de ameliyathaneye sametle birlikte girerken heyecandan kalbim durursa bebeğimi kime emanet etmeliyim diye düşünüyordum. Anestezi uzmanı heyecanıma neden bu kadar şaşırdı bilmiyorum. Belki de korkunun zerresi olmadığı içindi. Herkesi ve en önemlisi kendimi şaşırtacak kadar cesur girdim doğuma. Tek endişem dediğim gibi heyecandan kalbim durur mu endişemdi. Durmadı. Kalbim de durmadı, gözyaşlarım da.

Daha karnımdan çıkmayı beklemeden ağlamaya başlayan Çınar, tüm ameliyathaneyi inlettiği yetmediği gibi bebek katını da inletmiş ben gelene kadar geçen 20 dakikada. Evet en ilginç bulduğum şeydi annesine verilen bebeğin susması. Kendimde yaşayınca bir kez daha hayret ettim. Ameliyathanede de odaya çıkınca da kucağıma verilen bebek sustu. Anında. Iman etme sebebi.

Doğduğu andan beri kollarımdan ayrıldığı süre kısıtlı. Kucağa alışmasınmış. Alışsın. Kucagımda duracagı süre kaç ay sanki? Ilk geceyi göğsümde geçirdi. Heyecandan uyuyamadım. Benim olan minicik bir adam.

Hani istemiyorum diye haftalarca ağladığım. Mide bulantılarına dayanamadığım. Görmeden konuşamam diyerek anne karnında sözel iletişim kuramadığım....

Boncuk boncuk gözlü, bembeyaz bir pamuk.

Adını Çınar istedi annesi. Ulu yüce bereketli uzun ömürlü gösterişli olsun diye belki. Kaan istedi babası. Güçlü olsun diye belki. Çınar Kaan oldu. Güçlü ve köklü :))

Yeni dünyam... evimizin gökkuşağı. Hoşgeldin.

3 Haziran 2016 Cuma

Yüz otuz dokuz

Bugün hayatımın en ilginç sorusunu aldım. "Evli misin?"
Hem de 9 aylık karnıma rağmen. Parmağımda yüzük olmayabilir ama bence yüzüğümü karnımda taşıyorum artık :)

Okul hayatım hamileliğimle renk kazandı. Her gün hiç tanımadığım insanlar karnıma dokunmak istiyor. Tanıdıklarım zaten izinsiz dokunuyor. Dokunmayı sevmeyen bir insan olmama rağmen ilginç şekilde bu durumdan rahatsız olmuyorum. Doğar doğmaz fotoğrafını göndermemi isteyenler var. Şimdiden fanları oluştu çocuğumun.

Herkes kadar benim de merak ettiğim bir konu var ki okulum ne olacak?

Samete göre bırakmalıyım. Anneme göre devam etmeliyim. Bana göreyse hem okula devam etmeli hem çocuk büyütebilmeliyim. Kanguruda bebeyle okula gitmek isteyişim bu yüzden.

Doğumuma tahmini 15 gün kalmışken bir yandan da finallere hazırlanıyorum. Bu yüzden belki de heyecanlanmaya fırsat bulamıyorum.

Çok rahat bi hamilelik geçirdim ilk ayları saymazsak. Maşallah diyeyim. Bunda etkisi olan ve üst raftan bardak almama bile müsade etmeyenlere, merdiven çıkmayayım diye çabalayanlara teşekkür ederim bir kez daha.

Bu güne kadar en çok kendimi severek yaşadım. Bundan sonraki yaşamımı merak ediyorum.

Samete babalık, babama dedelik, kardeşlerime dayılık çok yakışacak da bana annelik oturacak mı merak içindeyim. Annem için anneannelik de tuhaf geliyor düşününce.

Velhasıl uykusuz gecelerime az kaldı. Hastane çantam hala hazır değil. Alışverişi biraz abarttım ve hangi cicisini ilk giysin karar veremiyorum :)

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Yüz otuz sekiz

Millet olarak yediğimizi içtiğimizi paylaşmaya ne meraklıymışız arkadaş.

Geç kalmış olarak snapchat indirdim. Herkesler mi sadece yemek paylaşır.

Afedersiniz ama neden böyle bi görgüsüzlük hakim çok merak ediyorum.

----

Samet patatesleri kızartsın da ben de ekleyeyim bari geri kalmayayim :))))

3 Nisan 2016 Pazar

Yüz otuz yedi

Insan dogurmadan asik olabiliyormus.

O sacma ultrason goruntulerinde nasil guzel geliyor insana o bebek. O dudaklar. Oynayan agiz. Acilip kapanan eller. Kasilan bacaklar. Allah ozene bezene yaratmis diyorum. Samet ben bisey goremedim diyor.

Analik buymus sanirim tam olarak.

Hamile kaldigimi ogrendigim gunden beri elime bebek degmedi :) saka degil. Hic icimden gelmedi bebek sevmek. Cocuguma ihanet etmek istemedim galiba :)

Suan bana en guzel bebek benimki gibi geliyo sapkinca. Daha yuzunu goremedigimi belirteyim. Saklaniyor. Ama olsun.

Unlu dusunur sezen aksunun dedigi gibi "yavrum baban nereli nereden bu kasin gozun temeli sana neler demeli ay seni citir citir yemeli"

Samet bu yaziya "rizeli" yorumu ekleyecek diye korkuyorum :)


24 Mart 2016 Perşembe

Yüz otuz altı

Bugün hamile olduğunu öğrenen bir anne adayı "inanamıyorum benimle misin gerçekten?" Yazmış.

Bende işler böyle olmadı. "Inanamıyorum artık yalnız kalamayacak mıyım" krizi yaşadım ben. 2 hafta.

O dönem "sonra çok pişman olacaksın böyle düşündüğün için " diyen onlarca insanın haklı çıkmasını diledim hep. Bir gün bu yazıyı yazamamaktan o kadar korktum ki..

Haklıydılar evet.

O hisleri yaşamam gerekiyormuş yaşadım. Ama şimdi...

Merhaba yeni dünyam demişim ilk ondan bahsettiğimde. Gerçekten de merhabaydı "yeni dünyam".

Kavuşmamıza takvimlere göre yaklaşık 80 gün kalmışken, gün ışığım kabul ettiğim sametten sonra hayatıma bir gökkuşağı alıyormuşum gibi hissediyorum.

Onca gözyaşının ardından tüm hamileliğimde hayatım boyunca hiç olmadığım kadar neşeli olduğum için belki. Yağmurlar ardından hayatıma parlaklık kattığı için.

Samet "hamileler ağlarmış sen niye ağlamıyorsun" diye sorduğunda bu içine adım attığım yeni dünyanın bana tüm hamileliğimde attırdığı kahkahalara şükrettiğim için.

Heyecanlıyım. Ömrümün geri kalanında (allahın izniyle) hiç yalnız kalmayacağım için. Bazen kızdığımda samete "ne yazık sen çok yalnızsın biz iki kişiyiz artık" diyorum :)

Ve kendimi neden bilmiyorum inanılmaz güçlü hissediyorum artık. Her şeyi yapabilirmişim gibi. Herkesi yenebilirmişim gibi :) komik biliyorum ama böyle.

Allah içimi soldurmasın. Allah kötü şeyler yaşatmasın. Allah bu duyguyu başta dualarımdakiler olmak üzere isteyen herkese yaşatsın.

16 Şubat 2016 Salı

Yüz otuz beş

Artık 6ıncı ayın içindeyim ve toplamda 5 kilo aldım. Kendimi inanılmaz fil yutmuş gibi hissediyorum. Çünkü karnım birdenbire ortaya çıktı. Bir kaç hafta içinde bi baktım karnım var artık. Ve kocaman. Kaburgalarım batıyor resmen karnıma, otururken.

Hamilelik başında hiç kilo almayıp sonra bir anda alınca... kendime sınırlar çizdim artık. Günde yalnızca 1 dilim ekmek yemek gibi. Sadece cumartesi günleri tatlı yiyebilmek gibi. Akşam 6dan sonra yalnızca meyve yemek gibi. Her yediğimden önce "bunun bebeğe faydası ne" diye sorup eğer gerçekten faydalıysa yemek gibi.

Yemek yemeden yaşayabilecek bir insandım bu günlere dek. Hayatımda ilk kez bu kadar sık acıkıyor bu kadar çok yiyorum heralde. O yüzden eskiden olsa beni hiç etkilemeyecek olan yukarıdaki maddeler gercekten çok zorluyor aslında.

Yasakladım diye mi bilmem, tatlı krizi ile yaşıyorum resmen. Her dakika sadece tatlı yemek istiyorum. Instagramda sanki herkes bana inat tatlı yiyormuş gibi hissediyorum. Baklava sevmeyen ben, an geliyor baklava diye ağlayacak hale geliyorum. Ama samete kesin dille artık yalvarsam da eve tatlı almayacağını belirttiğim için alınmıyor eve, cumartesiyi beklemeyi öğrendim.

Hamilelikte ne aşerdin diye sorsalar hala bi cevabım yok. Sadece canım şeftali istedi bi dönem. Hala düşünürsem istiyor gerçi. Ama krize girmedim hiç. Yazı bekleyebilcek düzeydeydim. Aşerme şımarıklığı yapamadım yani malesef.

Tatlı sorununu aşarsam cillop gibi günler geçiriyorum şimdilik.

En büyük üzüntüm herkes bebeğine günlük tutarken ben tutmadım, hala da tutmuyorum. Tuhaf ama onunla hala iletişime geçemedim. Artık heyecanla doğumunu bekliyor olsam da, sanırım doğana kadar sesli ya da yazılı ona hitap edemiycem.


28 Ocak 2016 Perşembe

yüz otuz üç

Ben erkek hissediyorum demiştim. Hamile olduğumu öğrenip yüzde 60 kız lafını duyana kadar da erkek ismi araştırmıştım. 

Sametin kız fikrine bu kadar adapte olduğunu bilmeden, rapor almak için gittiğim doktorun "bu bebeğin cinsiyeti yüzde yüz kız" demesinin akşamı Samet'e dudaklarımı oynatarak ama sesimi çıkarmamaya çabalayarak "ben hala erkek hissediyorum, acaba ben erkek bebek mi istiyorum" dedim. (sesli konuşmuyorum çünkü artık duymaya başlayan çocuğumun psikolojisini düşünen bi deliyim). Kendi doktoruma gitmeden birkaç gün önce de Büşra'ya "biri yüzde 60, biri yüzde 100 kız dese de, ben hala erkek hissediyorum, sanki haftasonu bana doktor erkek diyecekmiş gibi" dedim.

Ve evet. Erkek! 

Uzun uzun; 
doktorun erkek dediği anda suratlarımızın aldığı şekli, 
doktorun bizi şoktan çıkarmak için "pipi"nin görüntüsünü çıktı olarak elimize tutuşturmasını, 
2 hafta boyunca fikre alışmaya çalışmamızı, 
gidip yüzde yüz kız diyen doktora hesap soran halimi (zira dünyalar kadar kıyafet aldım yüzde yüzü duyunca), 
pembeleri geri verip yerine maviler alırken "sanki benim çocuğumu elimden almışlar da yerine başka çocuk vermişler" gibi hissetmemi, 
sametin mağazalardan "erkeklere hiç güzel şeyler yok hep güzel şeyler kızlara" diyerek kaçmalarını, 
aslında kız fikrine ne çabuk adapte olmuşum diye şaşırmamı, 
o kısacık sürede kızımızı evlendirirken ne kadar üzüleceğimizi bile hayal etmiş olduğumu, 
tüm bunlara rağmen bir oğlum olacağı için yine de mutlu olduğumu, 
anlatmak isterdim. Ama kısa keseyim aydın havası olsun.

Evet bir erkek bebekmiş bizimki. Lal tanesi değilmiş.


22 Ocak 2016 Cuma

Yüz otuz iki

Insanlara karsi sabirli oldugumu dusunuyorum. Sevdigim insanlara elbetteki sabrim daha fazla. Ama bi sekilde hayatimdaki herkese kadar normal sınırların uzerinde bi sabra sahibim bence.

Cabuk kirilip hizli unutuyorum. Kimseye uzun sure kirgin kalamiyorum, kirildigim davranisi israrla ust uste tekrarlamadiklari surece.

Kirilmissam susuyorum. Bi muddet sessiz kaldiktan sonra geciyor iste. Diyorum ya unutuyorum siliyorum yok ediyorum.

Ama bazen. En sevdigim insanlar. En hatalarini hep gormezden geldigim. En kirginliklarimi saati dolmadan guluse cevirdigim insanlar. En küs kalamadiklarim.

Ufacik karincayi fil yapip karsima cikarinca.... hissizlesiyorum. Yine de bagirip cagiramiyorum. Yine de aglayip kusemiyorum. Sadece o kadar bos geliyor ki o an her sey. Affettigim her sey. Gormezden geldiklerimin tumu.

Polis cevirmesinde acilmayan telefon mesela. Aksam yiyemedigim yemek. Vazgectigim yelek. Israr etmedigim gezi. Ve daha nicesi.

Hepsi dolusuyor zihnime. Belki de asil kin budur. Intikam almak istemesem de hepsini hatirlayip cikarabilmem derinlerden.

Karsima dizip bos gozlerle hepsini incelemem. kirildigim her seyi.

Degdi mi?

Yine de cok cok hissedip. Anlatamayacak kadar dugum olunca. Uykusuzluk da eklenince uzerine.

Yine de cok uzuluyorum iste. Hissiz kalisima. Kanepedeki cizgili battaniyeye bile bakip uzuluyorum. Masanin uzerindeki kahve fincanima da belki.