28 Ocak 2016 Perşembe

yüz otuz üç

Ben erkek hissediyorum demiştim. Hamile olduğumu öğrenip yüzde 60 kız lafını duyana kadar da erkek ismi araştırmıştım. 

Sametin kız fikrine bu kadar adapte olduğunu bilmeden, rapor almak için gittiğim doktorun "bu bebeğin cinsiyeti yüzde yüz kız" demesinin akşamı Samet'e dudaklarımı oynatarak ama sesimi çıkarmamaya çabalayarak "ben hala erkek hissediyorum, acaba ben erkek bebek mi istiyorum" dedim. (sesli konuşmuyorum çünkü artık duymaya başlayan çocuğumun psikolojisini düşünen bi deliyim). Kendi doktoruma gitmeden birkaç gün önce de Büşra'ya "biri yüzde 60, biri yüzde 100 kız dese de, ben hala erkek hissediyorum, sanki haftasonu bana doktor erkek diyecekmiş gibi" dedim.

Ve evet. Erkek! 

Uzun uzun; 
doktorun erkek dediği anda suratlarımızın aldığı şekli, 
doktorun bizi şoktan çıkarmak için "pipi"nin görüntüsünü çıktı olarak elimize tutuşturmasını, 
2 hafta boyunca fikre alışmaya çalışmamızı, 
gidip yüzde yüz kız diyen doktora hesap soran halimi (zira dünyalar kadar kıyafet aldım yüzde yüzü duyunca), 
pembeleri geri verip yerine maviler alırken "sanki benim çocuğumu elimden almışlar da yerine başka çocuk vermişler" gibi hissetmemi, 
sametin mağazalardan "erkeklere hiç güzel şeyler yok hep güzel şeyler kızlara" diyerek kaçmalarını, 
aslında kız fikrine ne çabuk adapte olmuşum diye şaşırmamı, 
o kısacık sürede kızımızı evlendirirken ne kadar üzüleceğimizi bile hayal etmiş olduğumu, 
tüm bunlara rağmen bir oğlum olacağı için yine de mutlu olduğumu, 
anlatmak isterdim. Ama kısa keseyim aydın havası olsun.

Evet bir erkek bebekmiş bizimki. Lal tanesi değilmiş.


22 Ocak 2016 Cuma

Yüz otuz iki

Insanlara karsi sabirli oldugumu dusunuyorum. Sevdigim insanlara elbetteki sabrim daha fazla. Ama bi sekilde hayatimdaki herkese kadar normal sınırların uzerinde bi sabra sahibim bence.

Cabuk kirilip hizli unutuyorum. Kimseye uzun sure kirgin kalamiyorum, kirildigim davranisi israrla ust uste tekrarlamadiklari surece.

Kirilmissam susuyorum. Bi muddet sessiz kaldiktan sonra geciyor iste. Diyorum ya unutuyorum siliyorum yok ediyorum.

Ama bazen. En sevdigim insanlar. En hatalarini hep gormezden geldigim. En kirginliklarimi saati dolmadan guluse cevirdigim insanlar. En küs kalamadiklarim.

Ufacik karincayi fil yapip karsima cikarinca.... hissizlesiyorum. Yine de bagirip cagiramiyorum. Yine de aglayip kusemiyorum. Sadece o kadar bos geliyor ki o an her sey. Affettigim her sey. Gormezden geldiklerimin tumu.

Polis cevirmesinde acilmayan telefon mesela. Aksam yiyemedigim yemek. Vazgectigim yelek. Israr etmedigim gezi. Ve daha nicesi.

Hepsi dolusuyor zihnime. Belki de asil kin budur. Intikam almak istemesem de hepsini hatirlayip cikarabilmem derinlerden.

Karsima dizip bos gozlerle hepsini incelemem. kirildigim her seyi.

Degdi mi?

Yine de cok cok hissedip. Anlatamayacak kadar dugum olunca. Uykusuzluk da eklenince uzerine.

Yine de cok uzuluyorum iste. Hissiz kalisima. Kanepedeki cizgili battaniyeye bile bakip uzuluyorum. Masanin uzerindeki kahve fincanima da belki.