17 Temmuz 2017 Pazartesi

Yüz elli bir

En son ocakta mı not düşmüşüm buraya   (Şaşkın surat)

Resmen yazı dilini kullandığım her yerde whatsappin sarı kafalı smileylerini arar oldum duygularımı net belirtebilmek için.

Eski ben olsam muhtemelen "new york günlükleri"mi buraya sakız gibi uzatarak yazardım. Ama ben eski ben değilim, çok değiştim :))

Gelirken geri geri giden ayaklarıma çok kızıyorum mesela.

Benim en çok ihtiyacım olam şeymiş aslında bu değişiklik.

Düşünsene yanıbaşımda dikilen kafının dedikodusunu yapıyorum rahat rahat. Türkçe konuştuğum için anlamıyor. E arkasından da konuşmuş olmuyorum :)) şaka şaka. En güzel yanı bu değil burda olmanın.

Kimse kimseyi sallamıyor. Öyle bi saygı var ki bi diğerine karşı. Bazen "e yeter ama bu kadarı da fazla" dedirtiyor bazen bana. Metroda bağıra bağıra şarkı söyleyenlere kimse dönüp "arkadaşım napıyorsun sen, bizdeki de kafa sonuçta" demiyor. Ben de diyemiyorum. Çünkü bunu desem bile arkasından devam edecek polemiği sürdürebilecek kadar ingilizceme güvenemiyorum.

İngilizce de ayrı konu. Bi kırılma noktası var bence bu konuşamama çekingenliğinin. Ben henüz o kırılma noktasını henüz gerçekleştiremedim. Hala zorunda kaldıkça az ve öz şeklinde ilerliyorum. Hayatımı devam ettirebilecek kadar.

Ama "sorry" ve "thanks" ya da "thank you" dememi iateseniz, bir amerikalıya şapka çıkarttıracak kadar aksanlı söylerim yakında. Zira burada en çok kullanılan 3 kelime bunlar. Adamlar teşekkür etmek ve sorry'lemek için resmen aorada bekliyorlar.

Burada uzun uzun bana yufka hediye eden ve bir marketin ortasında neredeyse "vatanım da vatanım" çığlıkları atarak ağlamama sebep olacak Müzeyyen ablayı anlatmak isterdim ama o kadar çok anlattım ki herkese "yeter tamam anladık" tepkisi almak iatemiyorum.

Burdaki evimi çok sevmiş olsam da İstanbuldaki evimi çok özledim. Biliyorum ki oraya gidince de bu evimi özleyeceğim.

Yazacak çok şeyim varken sabahın 5inde anca bu kadarını not edebildim.