29 Nisan 2015 Çarşamba

doksan üç

Her şeyde bir hayır var. Hayıflanıyordum bu okulda çalışmaya başladığımda. Aldığım ücret saçma bi rakam olduğu için. Bi yandan da bu dönemi öğretmen olarak geçirmek zorundaydım tabi orası ayrı. Ya da "lisede öğretmen olmak"tan rahatsızdım başta. İstemiyordum hiç.

Ama bugün bakıyorum da bi tecrübe daha oldu bana. Küçük çocuklardan sonra seni anlayan (bi kısmını tenzih ediyorum elbette) sana kimi zaman arkadaş olan öğrencilerinin olması çok keyifli.

Fakat bu okula gelmemdeki en önemli hayır Ispartakulede arkadaş edinebilme hayrıymış. Bugün bir kez daha hissettim.

26 Nisan 2015 Pazar

doksan iki

Vaktiniz varsa fırsatınız varsa gidip görün : karanlıkta diyalog.

Öğrencilerim gezi sonrası o kadar övdüler ki bu haftasoni gidip gördüm.

Karanlıkta 1buçuk saat. Görme engellileri anlamak için. Onların anlatımıyla "görmezler".

Girişte görme engelli rehberimiz "aranızda karanlık fobisi olan var mı, asansörde saniye sayan, uçak inişe geçtiğinde bişeylerle oyalanmaya çalışan?".

Evet hepsi benim. Hepsi ben. Napıyorum burda dedim. Bilen bilir bilinmezlikten çok korkarım. Çıkmak istedim hiç başlamadan. Iyi ki çıkmamışım.

9 kişilik bir grup görmez bir rehberle mana gidip meyve seçtik duyularımızla. Vapura bindik elimizdeki sopalarla. Tramwaya bindik Boş koltuk seçtik. Görmeden yazı yazmayı denedik.

Ilk etapta sametin burnundan ayrılmamaya gayret edip durdum. sonra alıştım gerçi.

Ben de karanlığın ve görmez olmanın hissettirdiği en büyük şey yalnızlık oldu sanırım. Görmemek beni yalnız hissettirdi. Sanki gördüklerim mi yok ediyor yalnızlığımı. Cok sacma.

Hiç tanımadığımız insanlarla birbirimize yardımcı olmaya çalıştık sanki birbirimizden farkımız varmış gibi. Birbirimize çarptık sesimizi çıkarmadık. Hatta çok utanıyorum ama bi ara başka birinim elini tutmaya kalkıştım bile samet zannederek! Ama garipsemedik. Heyyy biz görmüyoruz. Tuhaf olansa 1bucuk saat bitip çıkınca birbirimizin yüzüne bile bakmadık.

Rehberimiz 33 yaşında bir beydi ve 22 yaşında gözlerini kaybetmişti. Ne büyük imtihan.

Işığınıza kavuşabilirsiniz diyerek bizi aydınlığa uğurladığında utandım nedense.

Gidip görülmeli. Ya da görülmemeli.

21 Nisan 2015 Salı

doksan bir

Az önce okulumuz öğrencilerinin hazırlamış olduğu kutlu doğum programını izeldim. Neden bilmem ama aklıma ender hoca geldi. Lise anılarım zihnimde dans etti durdu program boyunca. Kitaplığımda ender hocanın hediyesi bikaç kitap var.

Hocam bu kitap benim olabilir mi diye istediğim sonrasında "değerlidir kitaplarınız hediye etmezsiniz ki" diye çirkefleştiğim ve ender hocanın ilk sayfasına imza atıp bana hediye ettiği bir kitap da var aralarında.

Program diğer derse sarkıp bittiğinde sınıfa çıktık, kalan zamanımızı boş değerlendirirken hüseyin geldi yanıma. "Hocam bu kalem benim olabilir mi" dedi.

Ali ömerden arakladığım. Uçlu kalem gibi görünen ama tükenmez olan kalemim. Herkesin görüp beğendiği ama kırtasiyelerde bulamadığı kalemim. Ben de bulamadım bir benzerini dahi bu güne dek.

"Olsun" dedim. Senin olsun. Ne kadar ki kıymeti alt tarafı kalem işte. Kalemimle kitabıma adımı yazdı hüseyin ve teşekkür ederek aldı gitti.

"Hiç böyle bi kalemim olmamıştı bu kalem çalışkan öğrenci kalemi" dedi :)

9 Nisan 2015 Perşembe

doksan

En fazla 10 yasindayimdir. Milkanin beyaz cikolatasina asigiz. Ali omer ve ben. Her alisverise gidisimizde aldigimiz ilk sey. O donem genellikle alisverislerimizi yimpastan yapiyoruz. Buyuk marketler bu kadar yaygin degil cunkisi.

Nasil mutluluk o beyaz cikolatayi agizda eriterek yemek.

Aksam okul cikisi markete ugradim. Fakat ne alacagimi bilmeden. Oylesine. Gozume milka beyaz carpinca aldim.

Film izlerken ve beyaz cikolatamizi agzimizda erite erite yerken yanimdakinin ali omer degil de samet olmasini garipsedim.

O kadar garip bir andi ki bu evi evliligi sameti her seyi garipsedim. Sanki 10 yasindaymisim da 10 dakikaligina gelecege isinlanmisim ve o an o 10 dakikanin icindeymisim gibi.

kendimi yaslanmis ve aslinda sanki hic yasamamis hissediyorum. Tuhaf.

seksen dokuz.

Bir havaalaninda mahsur kalmisken yazmak degildi niyetim aslinda. Kismet.

Seneler once, hani dusundugumde kendimi yasli hissettirecek kadar seneler once, birlikte kutladigimiz ilk dogum gununde ne kadar mutluysam simdi de o kadar mutluyum. Hem belki daha bile cok kimbilir.

Her ne kadar gece 12de seni uyandirip dogum gununu kutladigimda "tamam saol sabah erken kalkicaz" diyerek uyumaya devam etsen de, tam icimden "hata bende" diyorken elimi optun. Uyku sersemiydin. Mutlu oldum işte. Anlayamazsin dalgalarin o kopurmesini.

(Devamını bana getirtmemiş olan "bakma yazamıyorum dediğim halde inadına bakarak "yazmıyorum işte" dedirten kocama doğum günü şeysidir bu yazı. Önceden yazılmış taslaklara atılmıştır)