26 Kasım 2015 Perşembe

yüz yirmi sekiz

Hamilelik gerçekten söyledikleri kadar ilginç bi dönemmiş.

Büşra demişti ki "kendimi mutlu hissetmediğimde bile kendimi mutlu hissediyormuşum gibi davrandım çünkü mutlu bir çocuğum olmasını istiyorsam mutlu bir hamile mutlu bir anne olmalıydım".

Kendimi ben de böyle hissediyorum. Bazen bazı şeylere, -bazen gerekli bazen gereksiz- üzüldüğüm oluyor. Bakıyorum ki gözyaşlarım akmaya başlıyor, susturuyorum kendimi. Çünkü elbette ki mutlu olmak mutlu hissetmek zorundayım artık.

İnsanın kendini en yalnız hissettiği dönem de yine hamilelik dönemiymiş. Bir komşum olmadığına ilk kez bu denli üzüldüm. Ya da anneme uzak oturuyor oluşuma. Ya da teyzemin hala buraya taşınamamış olmasına.

Kendimi o kadar hasta hissettiğim günler oldu ki kusmaktan harap olup tüm gün yerimden kıpırdayamadığım zamanlar oldu şu kısacık dönemde. Samet işten gelip evi toplayıp yemek yapıp beni zorla yedirip ve hatta çamaşır yıkayıp asıp evi temizlediğinde bu kadar yalnız oluşumuza ağlamak istedim. Ne olurdu bir komşum olsaydı da akşam pişirdiği yemekten bir tabak bize de getirseydi dedim.

İnsanın ne varsa yine ailesinde varmış aslında. Annem her fırsatta yemek yapıp getirmeye çalıştı. Babam kötüysem gelip beni almak istedi her seferinde. Teyzem evimi temizlemeyi teklif etti. Ananem en sevdiğim yemekleri yaptı bana, kilolarca fındık kırdı sırf ben kırmaya üşenip de yemem diye. (Fındık ve ceviz en iyi dostlarım bu ara). Hatta ta uzaklardan "keşke yakın otursaydık da en azından yemek yerdin sayemde" diyen güzel insanlar oldu. Ve ben yine ve yine hep yalnızlığıma ağlamak istedim.

Bana böyle hissettiren kim varsa da kalbimde yerlerini belirledim. Çünki kırıldım. Çok kırıldım hem de.

Üçüncü ayı bitiriyorum ve artık daha iyiyim evet. Daha da iyi olacağımı bir müddet sonra yemek de yapabileceğimi okula da daha rahat gidebileceğimi biliyorum. O zaman belki daha az kırılıp daha fazla güçlü hissedip daha çok mutlu olucam.

Az kaldı, son birkaç hafta, Diren Elif :)

9 Kasım 2015 Pazartesi

Yüz yirmi beş: merhaba yeni dünyam.

Hani ölen sanatçıların ardından "tüm çocukluğumu götürdün giderken" yorumları yapılır ya. Her seferinde düşünürüm kim ölse kendimi yaşlanmış hissederim? Sanıyorum ki benim için bu isim Tarkan.

Müzikle arası çok iyi bir insan değilim doğrusu. Ama hayatımın her döneminde dinleyebildiğim şarkılar kendisine ait.

Birkaç gündür de Tarkan dinliyorum yine. Zira kendimi yaşlanmış hissediyorum ve gençliğimi hatırlatsın bana istiyorum galiba :)

Anne oluyormuşum.

Bu cümleyi kurmak hem ruhuma hem bedenime hem ellerime hem kalbime o kadar ağır geliyor ki. Anlatamam. Ki zaten anlattığım insanların beni garipsediğini de biliyorum.

Çocuklara aşık bir insanďım ben. Kendime kitap alırken her seferinde çocuğum için de en az 2 kitap alırdım güzel çocuk kitaplarını unutmayayım diye. Her gün samete "anne olmak için çok mu yaşlanıyorum" diye sorardım kendimi geç kalmış hissederek. Gördüğüm her bebeğe keşke bizim olsa diye bakardım.

Ta ki bu haberi alana dek.

Dilek gerçekleşince büyüsü mü bozuldu bilmiyorum. Çok ağladım.

Bütün hayat planım elimden alınmış gibi hissettim. Samete sarılıp sarılıp "ben 2 kişi kalmak istiyorum" dedim. 2 kişilik özgür hayatım bitiyordu işte. Artık kuzenlerimle kızlar gecesi yapamayacaktım. Canım istediğinde ben geliyorum diyerek arayamayacaktım birini. Okulumu bitiremeyecektim. Canım istemiyor diyerek yemek yapmayıp tembellik yapamayacaktım.

Evet hepsi kulağa komik geliyor belki ama ben elimden beklemediğim anda (en azından bu kadar çabuk) alınan özgürlüğüme çok ağladım. Evim küçücük ve bu evde her şey iki kişilik. Bu eve bir üçüncüyü istemiyorum diyerek ağladım. Taşınırız diyen samete bu sefer de ben buradaki mutlu anılarımı terkedemem diyerek ağladım. Velhasıl ağlayacak çok şey buldum ve durup durup tekrar ağladım.

Sonra mide bulantılarım başladı. Kendimi bildim bileli sabah mide bulantısıyla uyanırım. Yaşam tarzı benim için. O yüzden hamilelikteki bulantılar beni pek etkilemez zannediyordum. Yanılmışım. Zaten şüphe duymamın en büyük sebebi mide bulantılarımın artmasıydı. Bu sefer de ben bu bulantıyla yaşayamam diye ağladım. Sabah 5te başlayıp akşam 7ye kadar süren bulantılar. Bulantı az kalır tabirde. Forumlarda gezinip çözüm aradım. Birisi yazmış ki "her bebek gördüğümde bu masum şey için çekiyorum bu çileyi diyerek unuttum bulantılarımı". Ben de neden tam tersi? Bebek gördükçe daha çok ağladım. Daha çok ağladıkça daha çok bulandı midem. Daha çok kustum. Kendimi ne çok seviyormuşum meğer. Bebekten çok kendimi düşündüm. Ama en kötüsü ben bu lanet bulantıları çekerken psikolojik diyenlerdi. Her bünyede farklı seyrediyormuş hamilelik. Lütfen karşınızda mide bulantısından kıvranan insanlara psikolojiktir diyerek zaten sıkkın olan canlarını daha fazla sıkmayın. Psikolojik diyenlere de bu halimi şımarıklık görenlere de ve hatta bu halimi görmeyenlere de çok kırıldım. Bu dönemlerdeki kırgınlıklar unutulmuyor demişti bir arkadaşım. Umarım öyle olmaz. Ben zaten alıngan bir insanım. Ama siz siz olun hamile insanların kalbini kırmayın bence.

Hayalim hep filmlerdeki gibiydi. Neler neler aşericektim. Canım istemese de istiyor diyecektim. Olmadı. Grissini muz patates haşlaması ve beyaz leblebiyle geçti günlerim. (Ki şuanda artık onları yemekten de bıktığım için midemi bulandırıyorlar).Ve ağlayarak bol bol. Midesi bulanıyor diye ağlar mı insan? Ağlıyormuş. An geldi vücudumu saatlerce sabit tuttum. Sametin yanlışlıkla eli çarpsa vücudum milim kıpırdasa midem anında hortum oluşturuyordu içeride.

Canım samet. Bir kere daha teşekkür ederim. Bir dediğimi iki etmediği için. Her isteğimi anında yerine getirdiği için. En çok da beni herkesten benden bile daha çok anladığı için.

Ve kalp atışları konusu var bir de. Kalp atışlarını dinleyince çok duygulancaksın ağlıycaksın lafını çok duydum. Ama ben hiçbirşey hissetmedim. Hiç bir şey! Hamile kalmadan önce her bebek haberine anane gibi ağlayan ben kendi bebeğimde hiçbir şey hissetmiyordum. Hala etkilemiyor hatta beni.

Doğduğunda onu sevecek miyim düşüncesine sahip tek anne adayı ben değilimdir inşallah. (Bu cümleyi kurmak vicdanımı sızlattı)

Ama insanlara tuhaf gelse de ben içimde bi canlı taşıyor olmayı kabullenemedim. Yani şöyleki bana itici geldi. Bana bedenime yapışık bir şey fikri. Dışarda büyüseydi ya dediğim oldu. Tuhaf bi his anlatamıyorum.

Hala mide bulantılarım kusmalarım hissizliğim devam ediyor. Ama en azından artık ağlamıyorum. Kendimi zorlayarak da olsa sametle ikimizi üç kişilik aile profiline sığdırarak hayal ediyorum.

İçimi ferahlatan insanlar var. Iyi ki varlar. En başta bir kez daha yineliyorum ki samet. Sonra artık içimde değerleri daha da artmış olan arkadaşlarım.

Ama sorsanız bana sadece son 3 haftada vardığım bi karar var ki. Ikinci bir hamilelik hayal edemiyorum.

Yazmak istediğim daha çok şey var. Kafamı toparlayınca yazabilirim umarım.


Gaddar anne adayının ilk 2 ay notunu dinlediniz.